Neoliberalizm bir ezber olarak çoktan dilimize yerleşti. Bu son kriz yalnız neocon iktidarının sonunu anlatmıyor; onun politik giderek ideolojik temellerini de dinamitliyor. Dolayısıyla neocon iktidarı biterken onun çıkış noktası olan neoliberal anlayış da temellerinden sallanıyor. Neoliberalizm kapitalizmin iktisat teorisinin temel ayaklarından biri olmaktan çok bir politik hatta ideolojik duruş olarak maddileşti. Tamam, artık, herkes, hepimiz neoliberalizme karşıyız. Sol dışında sağ da neoliberalizme karşı olduğunu iddia ediyor. Hele şimdilerde, ne kadar “devlet olmadan asla” diyen “sol” varsa, liberalizmin hem “eskisine” hem de “yenisine” karşı. Neoliberal anlayış ve uygulamalar bugün yaşamakta olduğumuz çöküntüyle tarihe karışacak mı? Bu soru tabii ki yalnızca bir iktisat sorusu değil. Neoliberalizm, aynı zamanda, bir politik çıkış ve alan da olduğu için sorunun yanıtı, içinde bulunduğumuz politik ortama ve gelişecek politik çıkışlara bağlı. Bu anlamda şimdilerde biten, neoliberalizmin iktisadi işleyişidir. Örneğin her kriz bir sermaye temerküzü dönemidir de. Ama şu sıra bütün sermaye temerküzü operasyonlarını kapitalist devlet yapıyor. Şimdi hemen çok basit olarak Keynes haklıymış diye düşünebiliriz. Ama mesele o kadar basit değil. Keynes dengesi ve işleyişinin tarihe karıştığını biliyoruz. Ama ondan sonra egemen iktisadın uygulayıcıları tarafından göklere çıkartılan neoliberal işleyiş de iflas etti. Ama şu gerçek ki, klasik iktisat, Keynes iktisadı ve neoliberal iktisat hepsi iç içe geçmişti. Bu durumda çökenin ne olduğu da artık açık değil mi? Bugün küresel kapitalizmin yürütücüsü ve oyuncusu tüm kurumların, başta IMF ve Dünya Bankası olmak üzere, uyguladıkları politikaların alt yapısını ve ideolojik temelini oluşturan neoliberal anlayış, 1973 krizini takip eden düzenlemeler çerçevesinde tam anlamıyla küresel bir uygulama alanı bulmuştu. Klasik anlayış, her şeye rağmen, sınırları olan bir yaklaşımdı. Reel olandan ve sınırlı olandan hareket ediyordu. Sınırlar, ülke, ulus sonra da ulus-devletin emperyal hegemonik alanıydı. Ama bu sınırlar üretimden kaynaklı bir zenginliği elde etmeye yönelik sermaye birikimini garanti etmeliydi. Bu açıdan kapitalizmin klasik iktisat teorisi, sermaye birikimi için, iki önemli öncül ortaya atıyordu: Hegemonya altına alınan coğrafi alan ve bu alandaki üretim. Ama Marx’ın ortaya koyduğu gibi bu üretimin bir “gerçekleşme” sorunu vardı. Verili coğrafi alanda üretilen her şeyin “en uygun” fiyattan satılması zorunluluğu zincirin zayıf halkasıydı.
Birinci ve İkinci savaşlar bu anlamda bir yeniden paylaşım savaşıydı. Birinci savaş emperyalist ulus-devletleri belirlerken, ikincisi bu ulus-devletlerin var olanı paylaşımı için kapışması idi. 1929 krizi, klasik iktisat gerçekliğinin tarihe karıştığı dönüm noktası oldu. Bu dönüşüm ilk önce bir geçiş dönemi olarak Keynesçiliği sonra da neoliberalizmi yarattı. Bu anlamda neoliberalizm, özü olan liberal öğretiden çok köklü bir kopuştur da. Neoklasik teori, bireyi ve onun sübjektif tercihlerini merkezine alır. Böylece ilkönce asosyal sonra da tarihsiz olur. Neoliberalizmin özü, sıkışmış, donmuş, yalıtılmış plastik bireydir. Geleceği yoktur, ama beklentileri vardır. Beklentiler ise opsiyoneldir. Yani rasyonel tercihler şimdinin en çoklaştırılmış faydasını ve onun ideolojisini oluştururken, oluşmuş ençoklaştırılmış faydalar da geleceğin beklentilerini belirler. Böylece gelecek hem şimdi, şimdi de hem gelecek olmuş olur. Krizler ya da dalgalanmalar ise geçmişteki gibi şiddetli dönüşümlere yol açmaz, çünkü yanılanlar toplum değil, bireylerdir. Bireyler beklenti opsiyonlarında şaşmış olurlar, hepsi o kadar. Opsiyonlar ve vadeli işlemler şimdi çökmekte olan neoliberal dünyanın temelini oluşturdu. Bir borsacıya sorulacak en zor soru ilgilenmekte olduğu metanın fiyatıdır. Kesinlikle bilmez; çünkü onlar şimdiki fiyatlarla ilgilenmezler; gelecekteki fiyatları tahmin edip para kazanmaya çalışırlar. Bu aynı zamanda gerçekten kopuş ve krizin kaynağı, kendisidir. Vadeli işlemler ve bunların getirdiği “zenginlik” ayrı bir iktidar alanı oluşturdu: Şöyle ki; neoliberal piyasa, fiyat gerçekleşme sürecinden, kriz kontrolü mekanizmalarına kadar sürekli müdahale edilen ve her gün tamiratı yapılan iktisadi-siyasi iktidar ilişkileri alanıdır. İşte şimdi bu alan ve iktidar çöküyor.