Karl Polanyi başyapıtı “Büyük Dönüşüm’e “Ondokuzuncu yüzyıl uygarlığı çöktü” diye başlar. Polanyi’ye göre çöken kapitalizmin üzerinde durduğu dört önemli kurumdu.
Birinci kurum devletler arasındaki güç dengesi sistemi, ikincisi, dünya ekonomisinin eşi görülmemiş bir biçimde örgütlenmesini sağlayan altın standardı sistemi, üçüncüsü “serbest piyasa” ve dördüncüsü ise liberal devletti. Polanyi “Büyük Dönüşüm”ü İkinci Savaş öncesi yazmaya başladı. “Büyük Dönüşüm” 1944’te yayınlandı. Yani Polanyi 19. yüzyılın, başka bir deyişle, kapitalizmin bir döneminin ve onun kurumlarının çöktüğünü 20. yüzyılın ilk çeyreğinden sonra, büyük krizi takip eden günlerde yazdı. Şimdi tıpkı Polanyi’nin o günlerde söylediği gibi pekâlâ bugünlerde biz de 20. yüzyıl uygarlığının çöktüğünü söyleyebiliriz. İkinci Savaş öncesi, 1929 bunalımı sonrası belirmeye başlayan, savaşı yaratan koşullar ve savaş sonrası iki kutuplu dünya sisteminin bugünlere kadar uzayan kurumları neoliberalizmin bu son kriziyle tarihe karışıyor. Şimdi Polanyi’nin yazdığı ve 19. yüzyıl kurumu olarak nitelediği tüm yapılara bugün yeniden, yeni biçimleriyle bakalım. Bugün de bu dört kurumun artık yeni biçimlerinin de çökmekte olduğunu görürüz.
Devletlerin yapıları ve güç dengeleri yeniden biçimleniyor. Ulus-devletlere dayalı ekonomik yapı çözülüyor. Krizleri artık tek bir devletin müdahalesi önleyemiyor. Dünyanın üretim dengesi ve ekseni tamamen değişti. Bugün dünyanın para merkezleri geçmişin yeni sömürgeleri. Örneğin gelişmekte olan Asya ülkelerinin merkez bankalarının rezervleri trilyon doları buluyor. İki trilyona yaklaşan rezervleriyle Çin bunun dışında. Rusya’nın, Körfez ülkelerinin ve Asya devlet fonlarının ise ucu görünmüyor. Bu durumun siyasi sonuçlarını önümüzdeki yıllarda göreceğiz; ama şimdiden şunu söyleyebiliriz ki; tek hegemonik ulus-devletin egemenliği bitiyor. Bu kriz sonrası ABD gücünü paylaşmak zorunda kalacak. Dünya kıtasal pazarlar ve güçlerin egemen olduğu yeni bir aşamaya giriyor. Bu yeni bir denge ve politik yapılanma demek. Bu anlamda eskinin bütün ekonomik ve siyasi kurumları da yenilenecek. Örneğin şu son krizde IMF ne yaptı; hiçbir şey yapamaz. Tıpkı Irak ve Afganistan’da Birleşmiş Milletlerin bir şey yapamadığı gibi. Çünkü Dünya Bankası ve IMF gibi kurumlar dünyanın yoksullarının krizlerini düzenlemek –oluşturmak- için kurulmuştur. Küresel kriz kurumları değildir.
Serbest piyasaya dayalı kapitalizm altın standardına bağlı olmak durumundaydı. Çünkü rekabet sonucunda oluşacak eşitsizliğin kriz yaratıp sistemi tıkamaması için dünya ticaretini, (ithalat-ihracat dengesi) kendiliğinden düzenleyen yegâne sistem altın standardı olabilirdi. Ancak emperyalist ulus-devletlerin “paranın” gücünü yalnız ekonomiye dayandırmaları mümkün değildi. Ulus-devlet, kaydî para yaratıp senyoraj hakkını kullanamazsa hegemonyası sarsılır. Bunun için altın standardı, kapitalizmin tekel öncesi döneminde kalmaya mahkûmdu. Ancak şimdi de ortaya çıkıyor ki, bugün özü Bretton Woods Konferansı’nda kabul edilmiş olan kâğıt para sistemi de çökmüştür. Bu para sisteminin yürütücüsü ABD ve parası dolar yaşanılan krizin en büyük nedenidir. Gelelim serbest piyasanın yerine geçen tekelci-devlet kapitalizmine. (Yani Polanyi’nin dördüncü kurumuna.)
Bugün bütün kurtarma operasyonlarının kapitalist devlet tarafından yapılması sizi aldatmasın; bu sistem aslında 1970’lerin ilk yarısında tarih oldu. Çünkü özü ulus-devletler üzerinden sermaye birikimine dayanıyordu. Yaşanılan kriz devlet kapitalizmi modelinin de krizidir. Krizin bu kadar derinleşmesinin en büyük nedeni, finansal yapılara devlet müdahalesinin ve yönlendirmesinin krizin kaynağı olan ABD’de çok yoğun olmasına ve ABD’nin bu yolla hegemonik ulus-devlet rolünü sürdürmek istemesine bağlıdır. ABD’nin karşılıksız dolarla ve borçlanarak militarist bir siyasi güç olmakta ısrar etmesi krizin en büyük nedenidir. Bu anlamda çöken, emperyal ulus-devlet sisteminin kendisidir. Polanyi’nin 19. yüzyıldaki liberal devletinin yerini 20. yüzyılda, emperyal ulus-devletler ve emperyalizmi içsel bir olgu olarak uygulayan yeni sömürge ulus-devletler almıştı. İşte şimdi bu yapı da çöküyor.
AB genişlemesi, gelişen Asya, Latin Amerika kıtasal yeni pazarlar ve yapılar olarak dünyanın yeni yüzünü belirliyor. Buralardaki geleneksel ulus-devlet yapıları ve o yapıların aparatları çözülüyor. İşte tam burada siyasi yapılara ve kurumlara bakmamız gerekir. (Bir sonraki yazıda.)