Şimdi artık yavaş yavaş esas meseleye geliyoruz. Türkiye bu esaslı dönüşümü nasıl karşılayacak; bütün bu süreci hükümet krize karşı önlem aldı ya da almadı sığlığında sürdürecek miyiz? Şimdiye kadar olan biten bunun, ne yazık ki, böyle olacağını gösteriyor. Bu kriz sonrası dünyanın “zenginler” listesi yeniden belirlenecek. 21. yüzyılın yeni sınırları, yapıları, kurumları belirmeye başlayacak. Bu kriz bittiğinde soracağımız sorular da değişecek. Örneğin çok değil 20 yıl kadar önce hangi ülkeler gelişmiş sorusunun yanıtı çok netti. Hatta bazı ülkeler neden gelişmiş bazıları da azgelişmiş diye sorulduğunda verilecek “teorik-tarihsel” yanıtlar da az çok belli idi. Şimdi birinci sorudaki ülkeleri bir kerede seller sular gibi, atlamadan pek sayamıyoruz. Doğu Asya ülkelerinin son yirmi yıldaki dönüşümü çok çarpıcı derslerle dolu. Bu kriz sonrası karşımızda dev ve gelişmiş bir Asya olacak.
Türkiye yıllardır Japon kalkınmasını tartıştı durdu. Doğal kaynaklar açısından dünyanın en yoksul ülkesi nasıl oldu da dünyanın ikinci büyük ekonomisi hatta ondan öte teknoloji yaratıcısı oldu diye. Bu konuda sayısız makale, tez, hatta kitap vardır. Ama bunlardan çıkan bilimsel sonuçlara herkes burun kıvırdı. “Orası Japonya bizimle aynı olur mu” dendi durdu. Oysa kaynakların kıt olduğu, nüfusun hızla arttığı bir toplumda yapılacaklar bellidir. Her ülkenin koşulları değişiktir ama doğal kaynakların olmadığı, sanayileşmenin ıskalandığı bir toplumda ilkönce tarım en önemli sektör olur. Eğer siz tarım ve toprak reformunu zamanında yapıp herkesin karnını doyuramazsanız geçmiş olsun. Türkiye işte bunu yapamadı. Japonya’nın sanayileşmesinin arkasında 1868 Meiji reformları vardır. Meiji reformlarıyla gerçekleşen toprak reformu sayesinde tarımda etkin, uygun ölçekte işletmeler yaratılmıştır.
Yazının devamını okumak için tıklayın.