Türkiye’de 2011 sonrası demokratikleşmenin hızlanarak kurumsallaşmasının başlangıç noktası şüphesiz yeni anayasa olacak.
Ama ilk önce şunu tesbit etmek zorundayız: Türkiye’nin “gecikmiş” ama hızlandırılmış devrimi, tek bir ırka dayanan zihniyeti yerle bir etmeden gerçekleşmez. Tam bugünlere denk gelmesi tarihsel bir ironidir ve ilginçtir: Tek ırka dayanan, faşist bir ulus-devlet anlayışını, başından beri, temsil eden medyanın başyazarlarından biri kendinden geçiyor ve kusarcasına iktidara hakaret ediyor. Sonra, bu samimi “beyanından” dolayı pişman oluyor; sonu hızlandırdığını anlıyor, ama iş işten geçmiştir; yanıt gecikmiyor: “Ben bu zihniyetle mücadele etmem savaşırım.” Buradan şimdiye kadar uzlaşma-mücadele sarkacında gidip gelen ve iki ileri bir geri sallanan sürecin artık, yaklaşan seçimlerle birlikte, hızlanacağını anlıyoruz. Ama bu zaten böyleydi; yani süreç hızlanacaktı. Söz konusu medyanın sünger beyinli faşist ihtiyarı böyle yapmakla bunu hepimize duyurmuş oldu.
Türkiye’de kapitalizmin yukarıdan aşağıya –demokrasiyi atlayarak- inşası literatürde “Prusya tipi geçiş” olarak anlatılır. Prusya mutlakçılığı saldırgan bir rejimi kurarken buna uygun soyguncu ve aşağılık bir burjuvazi de yaratmıştı. Marx, Prusya mutlakçılığının yükselişini şu sözlerle tanımlamıştı: “Küçük hırsızlıklar, rüşvet, mirası kapmak için el altından çevrilen işler vs. Bütün bu adice işler; Prusya tarihinin gelip dayandığı yer budur.”
İşte bu tarihin burjuvazisini de 1848’de Engels şöyle anlatıyordu: “İngiliz ya da Fransız’dan sonsuz kere daha yüreksiz.” Ama Marx devlete dayanan soyguncu Alman burjuvazisini anlatırken daha da ileri gider: “ Fransa’da burjuvazi halkı alçaltmak için kazandı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.