Fransız şair Louis Aragon, “gelecekle ilgili öyle çok hayal kurdum ki; artık zaman zaman geleceği hatırlar gibi oluyorum” der. Gelecek tahayyülü, şüphesiz siyasal hedefle ilgili bir durum. Aragon, olmayan bir sosyalizmi hatırlıyordu. Çünkü zihninde “gelecek” çoktan kurulmuştu. Aynı Aragon daha sonra sosyalizmi ve o uğurdaki mücadeleyi içinde kül olunacak bir aleve benzetir. Tıpkı Nâzım gibi...
Aragon, demokratik devrimini yapmış bir ülkenin aydınıydı; onun hayali ve gelecek tahayyülü bundan dolayı burjuva demokrasisinden daha ileri bir sistemdi.
Ancak Türkiyeli aydınların ulaşılmaz hayali şimdiye kadar hep demokrasi oldu.
Sol, demokratik devrimi önüne bir hedef olarak koydu. Türkiye bugün demokrasi yolunu ararken bu, artık çok uzak bir gelecek tahayyülü değil; hemen ulaşabileceğimiz bir olgu.
Türkiye’deki rejim, şimdiye değin, burjuva anlamda da olsa bir demokrasinin dinamiklerini yaratamadı; daha doğrusu zaten rejim bu dinamikleri, başından beri, boğmak üzere kurulmuştu. Rejimin oligarşik bir yönetim olarak devam etmesini sağlayan dört temel ayağı vardı: Asker, yargı, idari bürokrasi ve korparatist meslek birlikleri.
Bugün şu an olan biten bütün siyasi gelişmelere ve Kürt sorunundan, başörtüsüne kadar bütün siyasi gerilimlere ve çatışmalara bakın; Cumhuriyet’in bu dört müessesesinin temel itirazlarının ortaklaştığını ve bu dört temel kurumun tek bir ideolojik çatı altında toplandığını görürsünüz. Örneğin bugün ordunun siyasi duruşu ile bir sivil (!) toplum örgütü sayılan meslek odalarının siyasi duruşu arasında pek fark yok.
İtalyan faşizmi korparatist meslek örgütleri üzerinden kendisini bina etmişti.
Şimdi Cumhuriyet’in temeli olan bu dört müesseseye bakalım; hem tarihsel olarak hem de şu an içinde bulunduğumuz an itibarıyla.
Yazının devamını okumak için tıklayın.