Türkiye bu seçim süreciyle birlikte yeni bir anayasa tartışmasına başlayacak. Bu, yeni bir demokrasiyi ve onun anlayışını, kurumlarını ortaya çıkarmak anlamına geliyor.
Yeni anayasa tartışması, Türkiye’nin, şimdiye değin, sürüncemede bıraktığı, ertelediği bütün temel sorunları yeniden önümüze getirecek ve bu alanlarda çok önemli tartışmalar yaşayacağız.
Demokratikleşme eğer kurumsallaşırsa kalıcı olur; bu açıdan birçok kurumun yeniden yapılanması 2011 yılının sıcak gündemleri olarak önümüzde olacak. Burada, bütün bu değişimi belirleyecek, dört önemli dinamik var.
AB ve ABD’nin krizden çıkış stratejisinin belirleyeceği yeni ekonomik ve politik düzlem ve bu düzlemin ortaya çıkaracağı bütünleşik yeni bir Avrupa; bu Avrupa’nın siyasi güçleri ve kamuoyu, ilk belirleyici dinamiğimiz. İkinci dinamik, bütün bu süreçte ekonomik inisiyatifi eline alacak, dünya pazarlarından daha fazla pay almak isteyecek teknoloji ve ihracat ağırlıklı yeni burjuvazi. Üçüncü dinamik, şu sıralar yine yanlış bir şekilde gündeme gelen, Kürt dinamiği. Dördüncü dinamik, yalnız Türkiye’de değil, Türkiye’nin etki alanında olan bütün Ortadoğu coğrafyasında ve K. Afrika’da, Ön Asya’da siyasi gücünü arttıracak olan İslam.
Bu dört önemli dinamiğin de aslında, şu yaşadığımız süreçte, kesin bir tanımı ve belirlenmiş sınırları yok. Dolayısıyla bu dört dinamiğin belirleyici unsurları, bir önceki yazımızda, kullandığımız “denizyıldızı” metaforu olarak kendilerini ortaya çıkaracaklar.
Bu süreç, merkezî ulus-devlet yapıları ile merkezsiz yeni dinamikler arasındaki mücadele olarak tarihe geçecek. Merkezî yapıların ve onları üreten ulus-devletlerin etkinliğinin giderek daha hızla azalacağı bir döneme girdiğimizi en çok 2011 yılında hissedeceğiz.
Yazının devamını okumak için tıklayın.