Başbakan’ın Lübnan ziyaretinin birçok açıdan tarihî özellikler taşıdığı inkâr edilemez. Ancak bu ziyaret bize yeni bir egemenlik biçimini anlattığı gibi yeni Ortadoğu’nun da ipuçlarını veriyor. Lübnan ziyaretini doğru yorumlamak için iki tarihî belgeye atıfta bulunmak ve bunlarla ilgili sorular sormak gerekiyor. Bu belgelerden birisi 1918 Mondros Ateşkes Antlaşması diğeri ise Misak-ı Milli (Milli Ant) 1920’dir. Ben tarihçi değilim; bundan dolayı burada yalnız sorularım olacak.
Birincisi, 1918’deki Mondros Mütarekesi, aynı zamanlarda imzalanan Avusturya-Macaristan ve Almanya antlaşmalarıyla birçok açıdan paralel ve benzer bir ateşkes antlaşmasıdır. Yenilen tarafların savaşa devam etmemesini sağlayacak silah teslim şartları ve stratejik noktaların işgali tabii ki standarttır. Osmanlı ateşkesini diğerlerinden ayıran sadece Doğu illerinde, tehcirden dönecek Ermenilere direniş gösterilmesi halinde, itilaf devletlerine buraları işgal hakkı veren 24. Madde’dir. Antlaşmada Osmanlı Devleti’nin sınırlarına ve statüsüne ilişkin bir hüküm, ifade yoktur. Esasında Mondros’un geçici bir durum olduğunu kabul etmek gerekir. Nitekim 1919’da Paris Barış Konferansı, Mondros’a aykırı olarak Yunanlıların İzmir’i işgaline cevaz verdi. Bundan sonra Osmanlı ülkesi ve Anadolu itilaf devletlerinin işgaline uğradı. Soru şu: 1918 Mondros - 1919 Paris Barış Konferansı arasında ne oldu da itilaf devletleri Mondros dışında davrandı?
Şimdi gelelim Misak-ı Milli’ye. Misak-ı Milli’yi son Osmanlı Meclis-i Mebusan’ı ortaya çıkarmıştır. Mondros Mütarekesi sonrası Meclis-i Mebusan, seçimlere gitmek üzere, 12 Aralık 1918’de feshedilmişti. Ancak M. Kemal ve arkadaşları ilkönce seçimlere katılmama kararı almışlar ancak daha sonra Meclis’i kontrol etmenin daha doğru olacağı kararına varmışlardı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.