Güzel bir tatil günü; bunun için bugün “derin” ekonomi-politik mevzularına girmeyelim isterseniz. Bugün size “geçmiş ve “geçmekte” olan Türkiye’den “şimdiki” zaman manzaralarından bahsedeyim. Cümle garip gelebilir ama inanın izafiyet teorisi açısından o kadar inanılmaz değil.
Hayatının bir bölümünü düşünce “suçlusu” olarak mahkemelerde geçirmiş biri olarak cuma günü sabah erkenden İsmail Beşikçi’nin 11. Ağır Ceza’daki duruşmasına gitmek için yola koyuldum. Beşiktaş’taki o çok bilinen yere geldiğimde giriş kapısında bekleşen muhabir ve kameraman arkadaşlarla karşılaştım. İsmail Beşikçi’yi değil; eski kuvvet komutanlarından birinin eşi ve kızı ifade için gelecekmiş, onları bekliyorlarmış. Kameraman arkadaşım İlhan, İsmail Beşikçi duruşmasından haberleri olmadığını söyledi. Demek ki, Türkiye’de belli başlı ajansların cuma günkü bülteninde Beşikçi davası yer almadı. Alması da beklenmemeli zaten; ana akım medya Beşikçi gibileri, şimdiye değin, hep görmezden geldi. Ana akım medya demişken, Ali Bayramoğlu’nun dünkü yazısı tarihî bir yazı bence. O yazıda bir tek isim var ama o isim üzerinden Türkiye’de terörün, dezenformasyonun, alçaklığın medyadaki izlerini bulabilir, terör medyasının gerçek yüzünü bir iki paragrafta okuyabilirsiniz.
Neyse bilgisayar çantamı kapıda kendisine “neden ben” diye sorarak, komutan kızı ve eşi bekleyen İlhan’a emanet edip, bir takım kafes gibi şeylerin içinden geçerek duruşma salonunun izbe bekleme yerine geldim. İsmail Hoca, Ufuk Uras’la köşede oturuyordu; Ufuk Uras’ın Meclis’te CHP’lilerle olan maceraları çok hoş; bunları her sefer tekrar tekrar dinlemekten müthiş zevk alıyorum; Ufuk da sağ olsun büyük bir keyifle anlatıyor. Bu sefer 10 Kasım maceraları gündemdeydi: “CHP sözcüsü kürsüde konuşuyor: ‘Biz, Atatürk’ün, Cumhuriyet’in mirasçılarıyız.
Yazının devamını okumak için tıklayın.