Etrafımıza baktıkça nasıl bir zenginliğin üzerinde oturduğumuzu, Türkiye’nin dünyanın en zengin ülkelerinden birisi olması gerektiğini görüyor olmamız gerekir. Peki, seksen küsur yıldır bu toprakları çoraklaştıran, kaynakları yağmalayarak insanları yoksul ve çaresiz itaatkârlara dönüştürenler kimler? Bu soruyu şimdiye kadar sağ tarafta politika yapanlar sormadı. Tam aksine bu ekonomik ve siyasi yağmanın bir öznesi oldular.
Sol ise bu soruyu sordu ama yanıtını eksik, çoğu zaman da yanlış verdi. Şimdi Türkiye’de hem sağ’da hem de sol’da bu sorunun yanıtı aranıyor. Türkiye’de artık iktidarda olanlar ekonomiyi tıpkı Batı’da olduğu gibi “rasyonel ekonomik” kararlarla yönetmek zorunda. Bunu nihayet gördüler; ama gören yalnızca AKP’nin bir kanadı. Bunun dışındaki sağ hâlâ bize ne oldu şaşkınlığı içinde.
Eski başbakanların ve hükümetlerin “banka yağmalama” çetesinin öznesi olduğu bir ülke oldu Türkiye. Türkiye yönetici sınıfları ülkede kapitalist üretim ilişkilerini hâkim kılmak gibi bir misyonları olduğunu “seziyorlardı” ama onların dünyaları “bir önceki” dünyaydı. Bunun için kararları, her zaman, çağın gerisinde oldu.
Kapitalist ekonomilerde “ekonomik” kararlar iktisadın rasyonalitesi çerçevesinde alınır. Doğrudan ekonomiyi ilgilendiren bir konuda sermaye birikiminin, o anki, gereklerinin belirleyici olması gerekir. Bunun tersi ancak kapitalizm öncesi toplumlarda olur; bu toplumlarda kaynak dağılımı siyasi kararlar ve bunun sonucunda gerçekleşecek “yağma” ile gerçekleşir. Ekonomiye dayanmayan, her türlü üretici faaliyete yabancılaşmış ama buradan beslenen yönetici sınıfların kararları siyasidir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.