Artık Türkiye’nin şimdi ve bundan sonra en önemli sorununun işsizlik olduğunu biliyoruz. İşten çıkarmalar başladı ve artarak sürecek. Nihayet Merkez Bankası bu süreçte “fiyat istikrarının” en önemli hedef olmayacağını anlamış gözüküyor. Çarşamba günü alınan faiz indirme kararı cari para politikasından bir sapma sayılmasa da önümüzdeki dönemde, fiyat istikrarını tek hedef, hatta slogan olarak belirmemiş “resmî” anlayışta, en azından, bir kırılma noktası oluşturuyor.
1980 sonrası hızlanan küreselleşmenin anahtar kavramlarından birisi “sürdürülebilir büyüme” idi. Bu piyasalarda hızlı bir deregülasyonla birlikte yatırım yapılabilecek alanlarda öngörülebilirliği öne çıkartıyordu. Yani tüm meta fiyatlarının piyasa mekanizmasının geçerli olduğu her yerde eşitlenmesi, yeni küreselleşmenin olmazsa olmazı idi. Fiyat yükselişlerinden doğacak enflasyon rantının, ek kaynak aktarımlarıyla, denetim dışı yerli “zengin” (burada dikkat; burjuva değil, zengin) sınıflar yaratması yeni küreselleşme yürütücülerinin, bütün bu süreçte, en önemli korkusu olmuştur. Neoliberal anlayış, bunun için enflasyonist eğilimlerle mücadeleyi daima öne çıkarmıştır. Merkez Bankaları’nın bağımsızlığı bu temel hat üzerinde inşa edilmiştir. Aslında Merkez Bankaları’nın bağımsızlığı ilkesi, bizi bundan sonraki küreselleşmeye hazırlayan ve ulus-devlete dayanan sermaye birikiminden kıtasal sermaye birikimine geçişin en önemli adımıdır.
Enflasyoncu yeniden dağıtım mekanizmaları, Türkiye gibi ülkelerde yerli egemen sınıflar tarafından, bir gelir ve servet aktarımı mekanizması olarak kullanılmıştır.
Yazının devamını okumak için tıklayın.