Meselelerin böyle iç içe geçtiği, kördüğüm olduğu zamanlarda Marks’ın yöntemi ve yöntemin oluşturduğu çözümlemeler inanın size çok yardımcı olur. Tarihsel ve toplumsal diyalektiğe dayanan sınıfsal çözümleme, ilk bakışta indirgemeci görünse de, yaşanılan andaki birçok kavramı yerli yerine oturtmanıza yardımcı olacaktır.
Örneğin şu demokrasi kavramı;
demokrasi bugün Türkiye’de neyi ifade etmekte ve ne adına savunulmaktadır; Türkiye’de demokrasiyi savunmak bugün kimlerin işidir? İşte
bu soruların yanıtlarını Marx’ın yöntemine başvurmadan çözemezsiniz. Münir Ramazan Aktolga, demokrasiyi bir işletim sistemine benzetir.
Yani bir bilgisayara siz işletim sistemini (Windows ya da Linux vb.)
dışarıdan monte edebilirsiniz ama toplumsal işletim sistemleri (demokrasi ya da diktatörlük) toplumsal gelişim sisteminin kendi içinde, onun dinamikleri ile oluşur. Bir toplum faşizmi demokrasi yerine tercih etmişse bu, ağırlıklı olarak, onun yapıcı dinamiklerinin sonucudur. Yani faşizm ya da demokrasi, bu dinamikleri belirleyen sınıfsal çelişkilerinin sonucu olarak tezahür eder. Bir topluma bilgisayara olduğu gibi, dışarıdan demokrasi ya da başka bir işletim sistemi ithal edemezsiniz. O zaman siz bir toplumda (ülkede) demokrasiyi tercih ediyorsanız onu yapan, talep eden dinamiklerin farkında olacaksınız ve gerekirse o dinamikleri –demokrasi hatırına- destekleyeceksiniz.
Bugün Türkiye’deki demokrasi mücadelesinin tarafları kimlerdir; nihai çözümlemede iki taraf var: Birincisi var olanın olduğu gibi devam etmesini isteyen, rejimin ana kurucu unsurları ve bunlara dayanan gerici sermaye yapıları. Bunların tercihi bir burjuva demokrasisi değildir. Çünkü bu kesim, iktidar gücünü Batı'daki gibi burjuvanın üretim gücünden almaz.
Yazının devamını okumak için tıklayın.