İlkel sermaye birikimi, başta İngiltere’de olmak üzere emeklerinden başka satacak hiçbir şeyi olmayan milyonlarca insanın, ellerinde üretim araçlarını ve devletin gücünü bulunduranlar tarafından sömürüsüyle sağlanmıştır. Marx, sermayenin kan, ter ve kirden oluştuğunu yazar. 18. ve 19. yüzyılda sanayileşmenin ve dolayısıyla zenginleşmenin tek yolu insan emeğini acımasızca sömürmek olmuştur. Marx kapitalizmin kitabını yazarken bu sömürüyü formüle etmekle kalmamış, sistemin dinamiklerini ve temel yasalarını da ortaya koymuştur. Acımasız sömürü ile kapitalizmin iştahı ve rekabet yüzyıl boyunca atbaşı gitti. Şimdi ise Marx’ın kitabındaki çıkış noktaları ve temel dinamiklerin tahlili hâlâ geçerli ancak sermaye birikiminin ve buna bağlı krizlerin dinamikleri çok farklı.
Devlet olgusu ve devletin ekonomiye müdahalesi bütün bu tarih boyunca hep var oldu. Devlet hem bir zor aracı hem de geliri yeniden dağıtan ve piyasaları düzenleyen –ekonomik ve siyasi- bir kurum olarak var oldu. Bugün Amerika’nın krize müdahalesi ve petrol başta emtia fiyatlarının uzunca bir süredir art(tırıl)ması belki de, kapitalizmin tarihindeki en büyük müdahale süreçlerinden biri olarak anılacak. Keynes; fiyatları artırmanın, tüm dünyada borçlanmayı ve borç çevrimini artırmaktan geçtiğini, bunun fiyatları artırıp gelir dağılımını yeniden düzenlemenin en etkin yolu olduğunu söylemişti. Uzunca bir süredir artan emtia fiyatlarının arkasında işte Keynes’in sözünü ettiği bu “kural” var.
Yazının devamını okumak için tıklayın.