Ekonomi yorumcuları ve gazetelerin ekonomi sayfaları daha iki gün önce ABD’den dünyaya yayılacak bir resesyondan bahsediyorlardı; ancak çabuk fikir değiştirdiler. Amerikan Merkez Bankası’nın (FED) 27 ağustostaki toplantısı ve Bernanke’nin yaptığı konuşma bunda etkili oldu; ama ne olursa olsun bu hızlı fikir değiştirmeler, krizin hâlâ anlaşılamadığını ortaya koyarken bundan sonrası ile ilgili ortalıkta pek hatırı sayılır fikir kırıntısı olmadığını bize gösteriyor. Şimdi FED’in son kararını tartışmadan önce bu krizin nereden gelip nereye gittiği hususunda bir-iki şey söylemek gerekiyor; çünkü şu referandum sonrası ekonomi tartışmalarına da bu değerlendirme ışık tutabilir. Bir kere bu kriz öyle 30-40 yıldır devam eden bir birikim dalgasının ya da neoliberalizmin krizi falan değil. Bu kriz aynı zamanda bir dönüşüm ve yaklaşık 250 yıllık egemenliğin sonu. Yani kesin olarak bir bitiş; tabii biten kapitalizm değil ama kapitalizmin bütün tarihindeki en büyük tarihsel kesitin (birikim rejiminin) sonu.
Bu krizle birlikte ulus-devlet kapitalizmi bitiyor. Tabii birçokları bunu kapitalist devletin bitmesi olarak anlıyor ama öyle değil; Almanların, Fransızların, Amerikalıların, Türklerin vs.. kapitalizmi ve devletlerinin sonuna geldik. Şimdi bu devasa konuya, Bernanke’nin 27 ağustostaki konuşmasından yola çıkarak geleyim. FED Başkanı’nın en önemli vurgusu tabii ki FED’in “bilanço” büyüteceği ve gerekirse enflasyon önceliğini bırakacağı idi. FED bilanço büyütmeyi (aktif ve pasif hacmini arttırmayı) daha önce de 1,7 trilyon dolarla yaptı. Ama o zaman Bernanke’nin durgunluk konusunda bu kadar önemli vurguları yoktu. Şimdi FED iki trilyon dolarlık bir hacimle bilançosunu büyütecek. Daha önceki büyütme sorunlu mortgage tahvillerini alma amaçlıydı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.