NATO bir savaş örgütü; silahlanmaya son verme sivil kurumu değil; bu anlamda NATO ile silah sanayii arasında ilişki kurmak totoloji sayılabilir. Füze savunma sistemleri gibi büyük silah projelerinin silah sanayiini ayakta tutacağını söylediğimiz zaman Lizbon “tarihî” buluşmasını değerlendirmiş sayılmayız. NATO Lizbon sonuç bildirgesinin önsüzünde, dünyanın değiştiği ve yeni tehditlerin oluşmakta olduğunun altı çizilerek, bütünleşmenin ve AB’nin önemine vurgu yapılıyor. Aslında NATO’nun Varşova Paktı’ndan sonraki hikâyesine baktığımızda bir dünya silahlı gücü yaratma çabasını görürüz. Yeni bir Avrupa, dahası dünya savaşının çıkmaması için ulusal orduların, bütünleşmeye paralel eritilmesi yeni NATO stratejisinin temelini oluşturur.
Lizbon belgesi bu açıdan çok açıklayıcıdır. Buradaki tehdit, birlik (bu birlik AB gibi oluşmuş yapılar olacağı gibi bundan sonra oluşacak yeni BM konsepti de olabilir) dışında kalan ulus-devletlerdir. Yani tehdit sıralamasında İran’ın adının geçmemesi Türkiye’nin başarısı olarak değerlendiriliyor ama yeni NATO konsepti tek tek ülkelerle ilgilenmiyor. Onun ilgilendiği “denetim dışı” ulus-devletler. Bu, bugün İran olur yarın dünyanın herhangi bir yerinde söz dinlemeyen darbeci bir ordu hareketi ya da ulusalcı iktidar olabilir.
Geleneksel olarak savaş, ulus-devletler arasındaki silahlı çatışma olarak nitelendi şimdiye değin. Ancak bugün hâkim ulus-devletler de dâhil bütün ulus-devletlerin egemenliğinin azalması ve bunun yerine yeni bir ulusüstü egemenlik biçimi olan küresel imparatorluğun ortaya çıkması ölçüsünde, savaşın ve siyasal şiddetin koşulları ve doğası da zorunlu olarak değişiyor. Savaş küresel ve bitmek bilmez bir olgu haline geliyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.