İşte böyle bir cuma günüydü 12 Eylül 1980. Aradan tam 28 yıl geçti. Türkiye 12 Eylül darbesiyle hesaplaşamadı hâlâ. Bunda herkesin payı var. Bu ülke Kenan Evren’i bir cumhurbaşkanı emeklisi gibi yaşatıyor ve ne yazık ki, bu darbeci eskisi, böyle de öleceğe benziyor. Hâlbuki bu ülke Kenan Evren’i yargılamalı ve mahkûm etmeliydi. Ama bu politik iradeyi gösteremedik ve bu iradeyi bulacak, ortaya çıkaracak dinamiği yakalayamadık. Bunun niye böyle olduğu gerçekten derin tartışma. “Türkiye’de hâlâ 12 Eylül anayasası var; artık bundan kurtulalım” deyince, “şimdi gündem o değil ki” diyebilen ve kendini pekala “sol” diye yutturan bir kesim var. Belki yalnız şunu anlasak, o zaman Kenan Evren’i yargılama sürecini başlatabiliriz: 12 Eylül’de sol yenildi; bu yenilginin nedeni sadece darbenin şiddeti; 12 Eylül faşizminin acımazlığı ve sürekliliği değildi. Bu sadece bir nedendi; ama yenilginin en büyük nedeni, 12 Eylül’ün sürekliliği karşısında bu sürekliliği kırabilecek, faşizmin kararlılığına aynı kararlılıkla karşılık verecek bir anti-faşist mücadeleyi ıskalamamızdı.
12 Eylül döneminden sonra sol adeta yenilgiyi kabul etti, içine kapandı. Bu içe kapanma ve kendisiyle bir türlü hesaplaşamama süreci, ne yazık ki, hâlâ sürüyor. Hayatın kendisi ile buluşup, var olan durumu okuma ve kendi dışına çıkma, kabuğunu kırma durumu, ne yazık ki, yok. Kendi iç hesaplaşmasını yapamayan bir ideolojik duruş, karşısındaki güçle de hesaplaşamaz. Giderek onu kabullenir; hatta daha kötüsü içselleştirir. Örneğin şu “Ulusal Program” meselesi; kim tartışıyor gerçekten; hâlbuki Ulusal Program, sendikal haklardan kadın ve çocuk haklarına, sağlık, eğitime kadar oradan da bölgesel eşitsizliklere varan geniş bir yelpazede yeni bir Türkiye öneriyor. Tamam, “liberal” bir yeniden yapılanma diyebilirsiniz; ama derinleşmesi ve sosyal bir içeriğe kavuşması sizin elinizde. Kimse yukarıdan size “yaşanabilir” bir ülke vermez. Sanıyorum yine Ufuk Uras, her zamanki gibi, partisinden bile gizli(!) bir açıklama yaptı. Ama bu Ulusal Program meselesine yine geleceğiz; şimdi 12 Eylül’e devam edelim.
12 Eylül günlerinden hatırladığım en belirgin figürlerden birisi de Atatürk’ün doğumunun 100. yılı logosuydu. Bu logo 12 Eylül’ün bir simgesi olarak olur olmaz her yere oturtuluyordu. Üniversitelerin bastığı bütün ders kitaplarının sol üst köşesine bu logonun konması zorunluydu. Belki de zorunlu olmamıştı ama o günün koşulları içinde üniversite yönetimleri kendiliğinden böyle bir uygulamaya gitmişlerdi. Zaten faşizm böyle bir şeydir; ilkönce zorla gelir sonra o zoru herkes kabullenir ve herkes faşizmin kendisi olur; faşizm sıradanlaşır, içselleşir. Bugün herhalde 12 Eylül’le Kemalizm arasında çok güçlü ideolojik bağlar olmadığını düşünen, Atatürk’ün 100. yıl doğum logosunu görünce rahatsız olmayacak çok “solcu” vardır.
Zaten 12 Eylül faşizminin gemleri azıya aldığı dönem 1981’de başlar. Yani Kenan Evren’in “Bunları asmayalım da besleyelim mi” dediği Bursa nutku sanıyorum 1981 kışındaydı. Atatürk’ün 100. doğum yılı yani.
12 Eylül, Kemalizmin o günkü şartlardaki biçimidir. Yani Kenan Evren kendisini birinci dereceden “Atatürkçü” ilan ederken kesinlikle tarihteki benzerleri gibi demagoji yapmıyordu. Çok komik olarak kendisine Atatürk havası vermesi ise benim her zaman takdir ettiğim yegâne davranışı olmuştur. Şunu söylemek istiyorum özetle; biz eğer 12 Eylül’ün köklerini bu topraklarda değil de, daha çok, okyanus ötesinde ararsak 12 Eylül’le hiçbir zaman hesaplaşamayız. 12 Eylül’ü Amerika desteklemiştir; işine gelmiştir. Ama 12 Eylül’ün kendisi Amerika değildir. 12 Eylül, faşizmin Türkiye’deki, 1980 yılında ortaya çıkan yüzüdür. Bu topraklara aittir. Yerlidir. Nasıl Mussolini İtalyan, Hitler Almansa Evren’de Türktür; yani onda, onu mahkûm etmedikçe, ona hesap sormadıkça herkes kendinden bir şey bulsun. Feri kaçmış gözlerine, ölümü gelmiş ellerine bakın mutlaka kendinizden bir şey bulacaksınız. Çünkü daha hesap soramadınız; o da sizin soluduğunuz havayı soluyor; o da bu ülkenin en sevilen sanatçısının konserine gidiyor üstelik o sanatçı yanına gelmediği için konseri terk edecek kadar da şımarttık onu.
Kısaca 12 Eylül’le hesaplaşmadıkça hiç kimse arınamaz, hiç kimse. Kenan Evren yargılanmadıkça herkes kendinde ondan bir şey bulsun.