Şu Fed’in (Amerikan Merkez Bankası) yapmaya çalıştığı meseleyi tartışmak aslında teknik bir konu gibi gözüküyor ama değil; bir kere bu Fed ve dolar konusu aslında ekonomik değil siyasi bir konu, ikincisi ise ortada garip bir durum var; her gün şu “Amerikalılar trilyonlarca dolar basıyor, küresel enflasyon geliyor, ikinci kriz dalgası geliyor” nakaratını dinliyoruz ama dolar bazlı para arzı da ortada.
Buraya geleceğiz ama şu Fed denen “şeyin” aslında ne olduğunun altını çizmek gerek; çünkü bu yapı ve onun yapmak istedikleri, bize hem küresel ekonominin şimdiye kadar olan hikâyesini anlatıyor hem de bundan sonrasının ipuçlarını veriyor.
Fed’in sahibi Amerikan devleti değil; aslında şöyle söyleyebiliriz: Fed, küresel ekonominin, Bretton-Woods’tan beri, en büyük mabedi ve kalbi. Fed’in sahibi hâkim finans sermayesi.
Bu anlamda Fed aslında Amerikan devletinin sahibi. Fed denetlenemiyor ama bu yapının hem Temsilciler Meclisi’nde hem de Senato seçimlerinde milyar dolarlık kampanyalarla adayları belirlediği biliniyor.
Aslında Fed, 20. yüzyılın başında Avrupa ve Amerikan sermayesinin çocuğu olarak doğdu.
O tarihlerde finans sermayesini JP Morgan, Rothschild, Warburg gibi banker ve hanedan gruplar denetliyordu. Bu aileler, Almanya’da Kuhn, Amerika’da Rockefeller gibi sanayi devlerini finanse ediyorlar ve finans sermayesinin hâkimiyetini kesinleştirmek için, Avrupa’yı savaşa sürüklerken Amerika’yı da sermayenin güvenli limanı yapmaya çalışıyorlardı.
1913’te Başkan Wilson’un imzasıyla resmen kurulan Federal Reserve aslında, “para basma yetkisi bütün yasaların üstündedir” diyen Rothschild gibi ailelerin elinde doğdu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.