Siyasi olarak gelgitleri içeren ancak ekonomik olarak, daha çok doğrusal –lineer- bir çizgi izleyecek yeni bir döneme girdik. Krizden çıkış tartışmaları, önemli ölçüde, belirginlik kazanıyor. IMF’nin, 2026 yılına değin, ülke ekonomilerinin büyüme ve dünya GSYH’sından alacakları payları tahmin eden raporu, bizim başından beri dile getirmeye çalıştığımız bir gerçeği ortaya koyuyor: Artık gelişmiş ülke, gelişmemiş ülke farklarını giderek ortadan kaldıracak yeni bir sürece giriyoruz. Bu süreç, finans sermayesinden başlamak üzere sermayenin yeniden yapılanmasını ve buna bağlı yeni sermaye birikimini gündeme getirecek. Bu gelişme özellikle Türkiye için çok önemli; çünkü Türkiye’deki hâkim sermaye yapısının ilkönce kabuk değiştirmesi sonra da tümüyle yenilenmesi, Türkiye için, bir müddet sonra, çok önemli bir siyasi değişimin de habercisi.
Çok değil 2017’de dünyanın yeni ekonomik lideri Çin. IMF’nin, Dünya GSYH’sından aldıkları pay itibariyle en büyük ekonomileri sıralayan listesindeki ilk 15 ülke içinde Avrupa’dan sadece dört ülke var. Türkiye, burada 13. sırada.
Aslında Avrupa ekonomisi artık, Almanya, Fransa ve İngiltere olmak üzere üç merkezin üstünde duruyor. Bu üç ülkede, sanayi alanında, hızla eski yerlerini terk ediyorlar.
Türkiye, özellikle makine sanayiinde Almanya’nın yerini almaya aday gözüküyor.
Türkiye sanayii bu krizde istihdam kaybına uğradı ama İspanya gibi temel dinamiklerini yitirmedi; tam aksine AB pazarına alternatif yeni pazarlar yarattı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.