Geçen haftaki “İktidar fetişizmi” yazısı güme gitti. Sait Çetinoğlu’nun çok titiz çalışmasında (Sermayenin Türkleştirilmesi) ortaya çıkan sonuçları barındıran ve yorumlayan bir yazıydı. Yazıda tartışılması gereken birçok vurgu, hatta tez vardı. Şimdi bunlar konuşulmuyor. Yazının sonundaki o son cümleye gerek var mıydı? Evet, vardı; bizim hepimizin bir kez daha “titreyip” kendimize gelmemiz için vardı. Bütün bu meseleler ortaya döküldükten sonraki tepkiler, konuşulanlar ve tartışılanlar böyle bir şeyin ne kadar gerekli olduğunu da anlatıyor. Bazı arkadaşlar, birtakım adamların, ortaya çıkan bu yaklaşımının, aslında hiç de sol olmayan bir duruşu, ideolojiyi hatta kültürü, hepimiz adına yıllardır neden, hangi hakla yürüttüğünü, bizim adımıza kararlar alıp, bunları hangi yetkiyle “uygulattığını” sorgulamıyor? Yine bu olayın ortaya çıkmasını sağlayanlara kızanlar, Türkiye’de solun, Türkiye’nin bu büyük dönüşümünde neden inisiyatif alamadığını, niye bu kadar aciz, çaresiz ve politikasız olduğunu sorgulamıyor; acaba niye, bize küfreden arkadaşlar, bu adamların şimdiye kadar söylediklerini ve şimdi de “eski” malzemelerden kırpıp kırpıp alın size yeni “bildirge”, abiniz yazdı biraz okuyun, tartışın dedikleri “şeyin” çürümüş ve artık yok olmuş bir iktidar oyununun küflenmiş yemi olduğunu anlamıyor? Bu arada belirteyim, zorunlu olarak birtakım “adamlar” diye bahsediyorum; çünkü bunların içinde hiç “abla” yok. Bu “ağabeylik” müessesesinin tüm üyeleri adam. Bunun sosyolojik ve siyasi nedenleri ayrı ama bunun üzerinde de biraz düşünelim tabii. Ama bu olay ortaya çıkarıyor ki; soğuk savaştan kalma Japon Askeri “ağabeyler” dünyanın ve buna bağlı olarak Türkiye’nin 1990’lı yıllardan başlamak üzere içine girdiği “büyük” dönüşümü kavrayamamış.
Yazının devamını okumak için tıklayın.