Geçen gün
BBC’nin hafta sonu programında Ayşe Karabat Türkiye’de niye bir darbe müzesi kurulması gerektiğini o kadar güzel anlattı ki dinlemenizi isterdim. Şili’de artık bir darbe müzesi var. Üstelik Şili’de yalnız bir kere darbe oldu. Bizde, teşebbüslerini ve “post-modern”leri saymayın hadi, üç tane babalar gibi darbe var. Yani kesinlikle Türkiye’de, bütün Latin Amerika ülkelerinden daha fazla müze malzemesi buluruz. Ama Türkiye’deki darbe müzesi yalnızca darbe yıllarını anlatmasın; darbe öncesi ve sonrasıyla bir darbe müzesi kuralım bence. Tabii o zaman bu
Türkiye Cumhuriyet Müzesi olur.
Bir iktisatçı olarak en sinirlendiğim şeylerden biri de, meslekten olanların ya da olacak olan öğrenci arkadaşlarımızın Merkez Bankası’na
Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası demeleri; hayır ya!
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası. Türkiye’de Cumhuriyeti doğrudan temsil eden iki kurum var böyle. Birincisi Türkiye Cumhuriyet Savcılığı, ikincisi de Merkez Bankası.
Hukuksal ve ekonomik güvence sistemin (cumhuriyetin) iki önemli temel direği olmalı; değil mi? Şimdiye kadar bu oldu mu acaba; yoksa birileri kendi güvencesi –soygunu diyebilirsiniz- için bu kurumları, bize rağmen kullandı mı?
Şimdi siz artık Merkez Bankalarının bağımsız olma meselesini, öyle hükümetler üstü, devlet işi olarak anlamayın. Merkez Bankalarının bağımsız olması, ulus-devlet ekonomilerinden, küresel bir ekonomiye geçişin ilk adımı olarak gündeme gelmiştir ve bu “bağımsızlık” meselesini dünyada en hızlı kavrayan ve uygulayan bizim Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankamızdır.
Yazının devamını okumak için tıklayın.