Bugün Dinç Bilgin’in söylediklerinden başlamak gerekiyor. Yok, tek tek kişi ya da kurumlar için söylediklerinden bahsetmek istemiyorum. Bilgin’in bir zamanların etkin basın patronu olarak söylediklerinden şu çıkıyor: Başından beri var olan statükoyu –yağmayı- sürdürmek için o çok bilinen ikna ve zor yönteminin ikna ayağı basınla, zor ayağı ise devlet kaynaklı terörle sağlanmıştır. Yani Bilgin, basının nasıl yönlendirildiğini, yönetildiğini, paramiliter gazeteci tipinin nasıl yetiştirildiğini bize satır aralarında ya da doğrudan anlatıyor. Örneğin 1 Mayıs 1977 katliamı; artık bu katliamın arkasındaki devlet odaklı güçleri biliyoruz. Ama o zaman 2 mayısta paramiliter ajan gazetecilerin yönettiği gazeteler hangi manşetlerle çıktı; “Sol fraksiyonlar 1 Mayıs’ı kana buladı” diye değil mi? 12 Eylül öncesi olan biten her şeyi sağ-sol çatışması diye yutturan ve 12 Eylül’ün yolunu açanlar da yine bunlardı. Bu gazetecilerin ve gazetelerinin bir diğer terör dezenformasyon işlevi de, kontr-gerilla ya da daha geniş tanımlı adıyla Ergenekon tarafından öldürülen meslektaşlarını ya da bilim insanlarını “karanlık sol” ya da sağ terör örgütleri öldürmüş gibi göstermek olmuştur. Yani bu kadar da alçaklardı.
Bu gazetecilerin yetiştirilmesi ve ortaya çıkarılması, yiğidi öldür hakkını ver, Türkiye’de devlet içine odaklanmış faşist güçlerin en büyük başarılarından birisidir. Mesela artık yaşlanan, hızlanan küreselleşmeyi takip etmekle zorlanan, soğuk savaştan kalmış Japon askerlerine dönen dolayısıyla paramiliterliği ancak yeniçeri bıyıklarından anlaşılan tipler, yerlerini çok çabuk, genç, kolej mezunu, birkaç dil bilen ama bir uzmanlık alanı olmayan tiplere bırakıyordu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.