1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | İletişim 03 Eylül 2010 Cuma 05:45
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Sitemiz saat 13:00'dan sonra güncellenmektedir.
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Cemil Ertem EKONOMİ POLİTİK 02.09.2008
Cemil Ertem
“Yalan Şarkta ayıp değildir!”
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Cemil Ertem - “Yalan Şarkta ayıp değildir!” Cemil Ertem - “Yalan Şarkta ayıp değildir!” Cemil Ertem - “Yalan Şarkta ayıp değildir!” Cemil Ertem - “Yalan Şarkta ayıp değildir!” Cemil Ertem - “Yalan Şarkta ayıp değildir!” Cemil Ertem - “Yalan Şarkta ayıp değildir!” Cemil Ertem - “Yalan Şarkta ayıp değildir!” Cemil Ertem - “Yalan Şarkta ayıp değildir!”
Cemil Ertem köşe yazılarını web sitenize ekleyin

Eylül yine geldi işte; hesaplaşma zamanı. İlk önce 6-7 Eylül 1955 sonra da 12 Eylül 1980. Türkiye tarihinde iki önemli dönemeç noktası. Bugünleri belirleyen, bugün konuştuğumuz birçok şeyin nedeni, kaynağı olan tarihler. Bu tarihlerden sonra bu topraklarda hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Eylül, Türkiye’de hâlâ açık kanayan yaradır.

6-7 Eylül olayları bir devamdır: Yani 1915’in, 1942’nin devamı. 1955 6-7 Eylül olayları yukarıdan aşağıya, tek bir ırka dayanan bir ulus-devlet ve pazar yaratmanın en ayırt edici basamaklarından birisidir. Bu ideolojik-politik yaklaşım, Osmanlı’da ve Türkiye’de başından beri kendisini “ittihatçılık” örgütlenmesi ve anlayışıyla var etmiştir. Bu anlayışa ve buna bağlı örgütlenmelere bugün hem devlet içinde hem de devletin dışında sağ ve “sol” olarak rastlıyoruz. İttihatçılığın düşünsel arka planı –ama en sağından en soluna kadar- “millet-i hâkime”dir. Millet-i hâkime anlayışı, doğal olarak, diğerini millet-i mahkûme olarak görecektir. Bu aynı zamanda başından beri “resmî” bir inkâr politikasını gerekli kılar. Falih Rıfkı’nın şu sözü “millet-i hâkime”ye dayalı resmî inkâr politikasının en özlü ifadesidir. “Tarihe hakikat’in ne lüzumu var? Osmanlı tarihi, bu sebeple, bir yalan âlemi olmuştur. Yalan Şarkta ayıp değildir.” Bu anlayış Türkiye’de yalnızca inkârcı resmî politikanın temel düsturu olmamıştır; yaygın, geçerli bir resmî ideoloji hatta kültür olarak meşrulaşmış ve içselleşmiştir. Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren siyasal yaşama damgasını vuracak olan asker-sivil bürokrasi, ayakta kalmasını sağlayacak zenginlik yaratıcı ortağını tabii ki kendisine benzer olandan seçecekti. Bunun için gayrı-Müslim ve Türk olmayan azınlığın mülksüzleştirilmesi bir devlet politikası olmuştur. İttihat-Terakki’nin, birçok açıdan, devamı sayılabilecek CHP’nin o zaman ki Azınlıklar Raporu bu anlayışı çok iyi ifade eder: “Anadolu’da Rum yok denecek kadar azdır. (…) Fakat Rumlar için esaslı tedbir alınması gereken yerimiz İstanbul’dur. Bu hususta söylenecek tek söz, İstanbul’un fethinin 500. yıldönümüne kadar İstanbul’u tek Rumsuz hale getirmektir.”

Bu anlayış ve inkâr politikası yalnızca devlet partisinin politikası olmamıştır. Zaten bu devlet partisi daha sonra sağa karşı “sol” bir muhalefet odağı olarak gösterilmiş ve yıllarca bu haliyle Türk siyasi yaşamında yerini almıştır. Bu ittihatçı ve Türkçü gelenek, darbeci, yukarıdan inmeci elit bir ideolojiyi bundan kaynaklanan politikayı “sol” tarafa da nüfuz ettirmiş ve başarılı da olmuştur. Soldaki “anti-emperyalizm” muhalefeti ne kadar doğru politik çıkarımlar içeriyorsa bir o kadar da bu İttihatçı-Türkçü ideolojiden motifler içerir. İşte bu tarihsel –özünde sağcı- gelenek, bugün çok konuştuğumuz ve kimi “sol” çevrelerin de bulaştığı Ergenekon solunu yaratmıştır. Bu anlamda Falih Rıfkı’nın yukarıdaki sözleri yani “Şarkta yalan ayıp değildir” ifadesi takiyeci bir anlayışın bu topraklarda, özellikle devlete kendisini dayamış “sol” için ne denli elzem olduğunu anlatır. Çünkü sol doğası gereği ulusal değil, enternasyonal olmak ve yalnız sınıf değil, özünde sınıf savaşından kaynaklı ama giderek derinleşen tüm farklılıklarla mücadele etmek zorundadır. Bunun için gizli İttihatçı ve devlet yedekli “güvenilir” solcu olmak için Falih Rıfkı’nın meşru yalanıyla örtülü solcu olmak yeterli olmuştur.

Şimdi bir süredir yaptığımız tartışmalar bize Falih Rıfkı’yı kendisine rehber alan arkadaşların hayli fazla olduğunu gösteriyor.

Bu bağlamda benimle ilgili ortaya atılan iddialara yanıt vermek istiyorum;

1) Hrant’la ilgili o sözü söz konusu şahıs söylemiştir. Ben bunu o ilk ağızdan duyduğum gibi o zaman gazetede de sorumlu pozisyonda olan bir başka kişiye de doğrulattım. Hatta o kişi dahası da var diyerek Ermeni Konferansı meselesini (“yani üç-beş Ermeni konferans düzenliyor; manşetten mi göreceğiz; indirin o manşeti”) anlattı. Her iki konuşmanın da tanıkları var.

2) Ben bunu cuma akşamı öğrendim; pazartesi de yazdım. Böyle yapacağımı “o” arkadaşlar da bilir. Bu tür olaylardaki tavrım ve daha birçok politik nedenden dolayı zaten bu sözü söyleyen kişinin temsil ettiği “çevreyle” çok uzunca bir süredir ilişkim yok. Birgün’de Finans-Politik yazıları takip ediliyordu ve bir okuyucu kitlesi vardı. Bu yüzden her iki taraf uzunca bir süre birbirine tahammül etti. Hatta Birgün’ün okuyucu kaybetmemesi için sansüre uğrayıncaya kadar Taraf ve Birgün’de aynı anda yazdım. Ben Birgün’de sadece yazardım; sansüre uğrayınca da bir daha yazmadım. Yapılanın sansür değil ama “ağır bir müdahale” olduğunu Ahmet Tulgar da dile getirdi. (ne demekse ağır müdahale) Finans-Politik yazıları benim söz konusu “çevreyle” uzunca bir süredir çok ama çok farklı yerlerde olduğumuzun en önemli kanıtlarıdır.

3) Falih Rıfkı’nın devamcıları yalan söylemeye devam edebilirler. Bu onları bağlar. Bu olayın ortaya çıkması solla azınlıkların arasının açılması, provokasyon falan değildir. Artık bu sözü söyleyen “adamı” kim solcu yerine koyuyor ki; solla azınlıkların arası niye açılsın; bu adam yüzünden açılsa açılsa azınlıklarla devletin arası açılır.

4) Bu adamın eğer başka “marifetleri de” ortaya çıkarsa o zamanda solla halkın arası mı açılacak?

Lütfen Şark kurnazlığı ve Şark yalancılığını bırakalım; bu mesele bir hesap-kitap meselesidir. Hesabını verelim.

 

Diğer Cemil Ertem Makaleleri:
  1. Kriz bitti! Dönüşüm başlıyor… - 01.09.2010
  2. ‘Temsilî demokrasi’ mi dediniz - 31.08.2010
  3. Şu ‘cemaat’ meselesi - 27.08.2010
  4. ‘Büyük tehlike’nin farkına varalım! - 25.08.2010
  5. Kim kimin arkasında, bilelim - 24.08.2010
  6. Neyin kolektif iradesi - 20.08.2010
  7. ‘İktisatçıların’ raporları ve Schacht çözümü üzerine - 18.08.2010
  8. ‘Halk kendi siyasetine sahip çıkıyor, artık dönüş yok’ - 17.08.2010
  9. ‘Çocuk, bunlar jandarma, polis partisidir!’ - 13.08.2010
  10. Bir felaket senaryosunun halkaları - 11.08.2010
  11. “Görünmez elin” yeni beyaz devrimi - 10.08.2010
  12. Kahverengi nasyonal sosyalist cephe - 06.08.2010
  13. ‘Ulusal Birlik Hükümeti’ öyle mi - 03.08.2010
  14. Bir dönem bitiyor işte - 30.07.2010
  15. Askerle ‘siyasi istikrar’ olmaz! - 27.07.2010
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Biz yaşadık, gelecek nesiller yaşamasın diye
  Neye ‘Evet’ diyeceksiniz
  12 yıl önce aslında ne oldu
  Beşiktaş’tan son dakika golü
  Yobo geçmişi çoktan unutmuş
  Guus Hiddink’ten teknik açıklamalar
  Uğur İnceman imza attı
  Arjantinli, Florya’yla tanıştı
  12 Dev Adam dörtte dört yaptı, liderliği garantiledi
  Pakistanlı kriketçi rolünü de kaybetti
  Mourinho zaman istedi
  İnsanlar tırsmakta haklı
  Zorba tam bir güneş insanı
  Gabor rahatsızlandı ve yine hastanede
  Michael Douglas kanseri yenecek

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 02.09.2010
Başörtüsü
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 02.09.2010
[Kölelikten Türklüğe]
ARADA
Markar Esayan - 02.09.2010
Bu saklambaçta ebe nerede
NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı - 02.09.2010
Fötr ve kasket
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 02.09.2010
Öcalan Suriye’den nasıl çıkarıldı -1
SİVİLAY ABLA
Dr. Sivilay Genç - 02.09.2010
EVET oyu AKP ilişkisi
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 02.09.2010
Sürgün
MEO VOTO
Mithat Sancar - 02.09.2010
Barışın dili
ARAYIŞ
Erol Katırcıoğlu - 02.09.2010
Biz burnumuzu sokacağız, bilesiniz
EŞİKTEN EŞİĞE
Fikret Doğan - 02.09.2010
Futbolcular ve fahişeler
ÇAYLAK RAPORU
Uğur Karakullukçu - 02.09.2010
Kendi ligine yabancılar
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Köşe Yazısı: “Yalan Şarkta ayıp değildir!” - Cemil Ertem
03.09.2010 05:45:40