Pazartesi , Temmuz 25 2016
Anasayfa / Manşet / Çığırından çıkmak
Çığırından çıkmak

Çığırından çıkmak

Murat Belge | TÜRKİYE’NİN HALLERİ

 

Zaten bir yığın tarihî çelişkiyle ayrışmış bir toplum bu. Dünyanın netameli bir yerinde ve bu yer de kendi tarihinin en gergin dönemlerinden birini yaşıyor. Burada seçim kazanma ve iktidarda kalma stratejini gerilimi artırma taktiği üstüne oturtursan, olacağı bu. Berbat bir durumdayız; bu nasıl düzelir, düzeltilir, görünürde bir çözüm yok. Bir kere, toplumu buraya taşıyan aktörlerde yöntemlerinden vazgeçeceklerine dair en ufak bir belirti yok.

İntihar saldırısı, bomba, patlama vb., bunlar “rutin” hale geldi. Ama zaten şu ya da bu “terörist”in yaptığı bu gibi saldırıların yanısıra, güneydoğuda devam eden savaş var. Tankı topu, her şeyi tamam. Gazetede ya da televizyonda gördüğümüz “kent” manzaraları korkunç. Yıkım korkunç. Şu birkaç aydır bu bölgede olanlardan sonra burada insanların oturup sakin sakin barış konuşmaları beklenebilir mi?

Attığınız her mermi, her gülle, tahrip gücüyle orantılı verimde bir nefret tohumudur. Bire on, bire yirmi verim alırsınız bunlardan. Kuşaklar ölür, yeni kuşaklar gelir, o nefret kolay kolay dinmez. Yani şu “vatan kurtarma” girişimi, daha yıllarca tepkilerini üretecek ve yeniden üretecek.

Bu patlamalarla ya da çatışmalarla Haziran’dan bu yana yüzlerce insan hayatını kaybetti. Bunların her biri bir aileyi acılar içinde bıraktı. Ama bir yandan bu insan hayatları birtakım siyasî hesapların gerekçesi haline geliyor. Şu son Ankara patlamasının ardından devlet büyüklerimiz “YPG ile PKK yaptı” diye duruma teşhis koydular. Nereden biliyorlar? Eylemi yapan adamın kimliği bulunmuş: Suriye’den, Kobani’den kendini buraya atan bir Kürt’müş. Olabilir. Ama bu YPG örgütlenmesi içinde bulunduğunu, oradan görev aldığını kanıtlamaya yetiyor mu?

Öyle olması iktidar açısından en iyi durum. Çünkü eğer öyleyse, bu çirkin saldırı ve cinayet bir YPG- PKK ortak eylemi olarak kabul edilecekse, hükümetin güneydoğudaki “huşuneti”ne bir gerekçe daha bulunmuş olacak. Ama bundan daha önemlisi iktidarın Suriye politikası ve YPG alerjisi. Bu, Türkiye’deki kamuoyunu değil, başta ABD, Batı’yı YPG’nin bir terör örgütü olduğuna inandırmakta işe yarayacak bir şey.

Onun için de Tayip Erdoğan hemen “Onlar yaptı” diye ortaya atılıyor. Salih, “Bizim ilgimiz yok” deyince “Var, var. Olay aydınlanmıştır” diye üstüne varıyor.

Neydi o teybe alınmış konuşmalar: “atarım Süleyman Şah’a iki bomba, yürürüm; orası kolay,” yollu taktik açıklamaları– bu zihniyetin kendisini değil de, konuşmayı teybe alanları cezalandırma mantığıyla işleyen iktidar aklı ve adalet aparatı.

Şimdi, Ankara’daki son cinayetten sonra da, bunu YPG’nin üstüne yıkmak ve YPG’nin Suriye’de Esed rejimiyle birlikte çalıştığı iddiasını ortaya atarak Suriye’ye fiilen müdahale edilebileceği yorumları kulağımıza çalınıyor. Türkiye’nin böyle bir girişiminin bütün dünyada olumsuz tepkiler yaratacağı besbelli. Zaten uyarılar geldi. Birleşmiş Milletler hâlen devam eden top ateşinin kesilmesini talep ederken böyle bir müdahaleyi onaylayacak değil herhalde.

Bu arada, ABD ve AB, bu cinayeti YPG- PYD’nin işlediği iddiasına da ikna olmuş gibi görünmüyor pek.

Türkiye’de iktidarın Suriye Kürtleri’ni suçlu ilân etme çabalarına karşı, Batı’da birileri, bunun IŞİD’e karşı oluşturulan cepheyi zayıflatma, IŞİD’e ve öteki radikal İslâmcı gruplara avantaj sağlama amacı güttüğünü söyleyebilirler.

Yani dünya kamuoyu Tayip Erdoğan’ın Ortadoğu üstüne analizlerine hak vermeye, bu temel üzerinden yapacaklarını desteklemeye gönüllü gibi görünmüyor. Ama Tayyip Erdoğan “Benim iman dolu muhtarlarım var” diyerek harekete geçebilir ve bu da Türkiye’nin başına daha büyük dertler açabilir.