1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | İletişim 03 Eylül 2010 Cuma 06:28
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Sitemiz saat 13:00'dan sonra güncellenmektedir.
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Cihan Aktaş SINIR YAZILARI 28.07.2008
Cihan Aktaş
Bir oğul verip şiirini kurmak
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Cihan Aktaş - Bir oğul verip şiirini kurmak Cihan Aktaş - Bir oğul verip şiirini kurmak Cihan Aktaş - Bir oğul verip şiirini kurmak Cihan Aktaş - Bir oğul verip şiirini kurmak Cihan Aktaş - Bir oğul verip şiirini kurmak Cihan Aktaş - Bir oğul verip şiirini kurmak Cihan Aktaş - Bir oğul verip şiirini kurmak Cihan Aktaş - Bir oğul verip şiirini kurmak
Cihan Aktaş köşe yazılarını web sitenize ekleyin

Budur benim payıma düşen

(…)

Benim payıma düşen

Anılar bahçesinde hüzünlü bir gezintidir

Ve “ellerini seviyorum” diyen

Sesin hüznünde ölmektir

Ellerimi bahçeye dikiyorum

Yeşereceğim biliyorum biliyorum

Ve kırlangıçlar mürekkepli parmaklarımın çukurunda

Yumurtlayacaklar...

Yaralarım Aşktandır’dan, Telos, sf. 130

Modern İran şiirinin en önemli şairlerinden biri olan Furuğ Ferruhzad’ın yukarıda bir kısmını alıntıladığım şiirinde hem umut var hem karamsarlık. Ülkesinde şiir alanında çığır açmış bir şair olan Furuğ’un eserlerinin çoğu, ömrünün bir çağında, henüz çok gençken zorunlu kaldığı trajik seçimin benliğinde oluşturduğu yaraları yansıtır. Orada yeşil ve engin bir bahçe vardır, fakat şairemiz anıların bahçesindeki hüzünlü gezintilerden kopamadığı ve kendi kendini cezalandırmanın bir yolu saydığı için, uzağında duracaktır o yeşil bahçenin. Bir taraftan da umut duyurtmaktan uzak değildir, bu şiir: En kısıtlı mekânlarda bile mürekkepli parmaklarının çukurunda güvercinlere yuva kurabileceği maharete sahip olabilir bir şaire.

Furuğ’un şiirlerinde baskın gelen karamsarlığın iki kaynağı vardır: Annesinin aynı evin içinde babasıyla uzun yıllar küskün yaşamasına tanıklığı ve ayrıldığı kocası tarafından ölünceye kadar görmesi engellenen oğlu Kamyar’a duyduğu özlem.

‘Ölünceye kadar’ dedim ya; uzun yaşamamıştır Furuğ, henüz 32 yaşındayken bir trafik kazasında dünyaya veda etmiştir. Böyleyken öldüğü tarihlerde şair ve yönetmen olarak çoktan ünlenmişti.

Erken yaşta evlenmiş Furuğ ve uzun süre evli kalamamış; içinde mayalanmakta olan şiire ilişkin talepleriyle, evlilik hayatının icaplarını bağdaştıramamış olmalı. Kendisini şair olarak destekleyen, şiir hayatında ona yeni ufuklar açan hikâyeci İbrahim Gülistan’ın hayatına girdiği dönemi, Yeniden Doğuş şiiriyle yüceltmiştir. Gülistan ona şiir için bir ufuk açmış, yeni bir şiir geliştirmesine destek olmuştur.

Tüzüklerle, yönetmeliklerle, ev ödevleriyle bir şairi sevdiremez, halka mal edemezsiniz; kitaplarından halkın parasıyla kamusal kurumların kütüphanelerine binlerce cilt dağıtsanız bile. Tahran’da olduğu gibi herhangi bir taşra şehrinde de bindiğiniz taksi şoförü size Hafız’dan, Şehriyar’dan beyitler okuyabilir. Daha şaşırtıcı olan, modern ve yenilikçi şiirler yazmış bir kadın şaireye bu ülkede önemli bir nüfusun kazandırdığı payedir. İranlılar, komşu ilişkilerinde bile muhataplarını soyadlarıyla ve “bey”li, “hanım”lı hitaplarla çağırmaya özen gösterirler. Kadınlar kocalarının soyadlarıyla değil, kendi soyadlarıyla çağrılırlar; ilk isimler pek bilinmez ve telaffuz edilmez. Böyleyken, bulunduğunuz herhangi bir toplulukta “Furuğ”, diye söze başladığınızda, “Ferruhzad” diye devam etmeniz gerekmez.

En fazla yirmi yıl önce onu muhtemelen “garbzede” olarak isimlendirmiş olan İslamcı kadınların çıkarttığı dergilerde Furuğ, bugün sıklıkla hatırlanan, atıflarda bulunulan bir şairdir. Hatalarıyla sevaplarıyla edebiyat tarihine mal olmuş herhangi bir şairden daha farklı bir alımlanışı vardır ülkesinde, hatta komşu İslam ülkelerinde. Hüznün, kederin, elemin, ayrılık acılarının, umutsuzlukların, hayal kırıklıklarının, terk edilmelerin, zorunlu terk etmelerin şairidir o ve bütün bunlarla birlikte -soğuk mevsimlerde bile- yeni başlangıçlara iman edebilmenin şairi olmayı başarmıştır. Üslubunu kurduğu süreç, geleneksel bir duyarlılıkla modern hayatın ortasında var olmaya çalışan ya da modern bir hayatın merkezinde yaşarken geleneğin sorularına duyarsız kalamayan kadınlar için çarpıcı ve öğreticidir.

Furuğ’un şiirleri İran’da devrimin ardından ilk kez 2001 yılında sansürsüz olarak yayımlandı ve bu şiirlerin yer aldığı kitaptaki ayrıntılı biyografi sayesinde şairin hayatının karanlık bölgelerine bir ışık tutulmuş oldu. Bir devrim ve ardından on yıl süren bir savaş yaşamış, bu yıllar içinde oğullarını, eşlerini yitirmiş olan kadınlar, onun şiirlerinde kendi yüreklerinden kopan ağıtlarla buluşan temaları keşfetti. Dili seçkinlere yönelmez Furuğ’un; aydınlar kadar esnafa da seslenir; öğrencilere, işçilere, ev hanımlarına da. Yönetsel ve siyasal düzen bağlamında eleştirel mısralar yazarken bile, çarşı-pazardaki insanların ifadelerini kullanmayı yeğlemiştir. Halk içinde kullanılan deyim ve deyişlerden yerli yerince yararlanmış olması, şiirine duyulan yakınlığın sebeplerinden biridir.

Biricik oğlundan vazgeçmenin karşılığında muhtemel şiirini kuracağı hayal bahçesini kazanmıştır Furuğ, mısralarının sihriyle avuçlarına sığdırabildiği bir eşsiz bahçeyi…

 

Diğer Cihan Aktaş Makaleleri:
  1. CHP ve İran tarzı başörtüsü - 30.08.2010
  2. Hrant Dink ve annem - 23.08.2010
  3. Oruç misafiri - 16.08.2010
  4. Negatif ayrımcılık her yerde - 09.08.2010
  5. “KUZEY” VE İŞKENCE - 02.08.2010
  6. Çoban ve referandum - 26.07.2010
  7. Sinemanın Bosnalı kadınlara borcu - 19.07.2010
  8. Dağ yolcusunun dersleri - 12.07.2010
  9. Öğrenme yolları ya da Angelika - 05.07.2010
  10. Kürt meselesinde özeleştiri zamanı - 28.06.2010
  11. Bir yerin bir insana dönüşmesi - 21.06.2010
  12. Sahnede utanma sebebi, çocukla - 14.06.2010
  13. Bu çağın kahramanlığı - 07.06.2010
  14. Kalabalıkların yürüyüşü, nereye... - 31.05.2010
  15. İran’ı dünyadan yalıtmak - 24.05.2010
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Biz yaşadık, gelecek nesiller yaşamasın diye
  Neye ‘Evet’ diyeceksiniz
  12 yıl önce aslında ne oldu
  Beşiktaş’tan son dakika golü
  Yobo geçmişi çoktan unutmuş
  Guus Hiddink’ten teknik açıklamalar
  Uğur İnceman imza attı
  Arjantinli, Florya’yla tanıştı
  12 Dev Adam dörtte dört yaptı, liderliği garantiledi
  Pakistanlı kriketçi rolünü de kaybetti
  Mourinho zaman istedi
  İnsanlar tırsmakta haklı
  Zorba tam bir güneş insanı
  Gabor rahatsızlandı ve yine hastanede
  Michael Douglas kanseri yenecek

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 02.09.2010
Başörtüsü
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 02.09.2010
[Kölelikten Türklüğe]
ARADA
Markar Esayan - 02.09.2010
Bu saklambaçta ebe nerede
NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı - 02.09.2010
Fötr ve kasket
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 02.09.2010
Öcalan Suriye’den nasıl çıkarıldı -1
SİVİLAY ABLA
Dr. Sivilay Genç - 02.09.2010
EVET oyu AKP ilişkisi
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 02.09.2010
Sürgün
MEO VOTO
Mithat Sancar - 02.09.2010
Barışın dili
ARAYIŞ
Erol Katırcıoğlu - 02.09.2010
Biz burnumuzu sokacağız, bilesiniz
EŞİKTEN EŞİĞE
Fikret Doğan - 02.09.2010
Futbolcular ve fahişeler
ÇAYLAK RAPORU
Uğur Karakullukçu - 02.09.2010
Kendi ligine yabancılar
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Köşe Yazısı: Bir oğul verip şiirini kurmak - Cihan Aktaş
03.09.2010 06:28:32