Budur benim payıma düşen
(…)
Benim payıma düşen
Anılar bahçesinde hüzünlü bir gezintidir
Ve “ellerini seviyorum” diyen
Sesin hüznünde ölmektir
Ellerimi bahçeye dikiyorum
Yeşereceğim biliyorum biliyorum
Ve kırlangıçlar mürekkepli parmaklarımın çukurunda
Yumurtlayacaklar...
Yaralarım Aşktandır’dan, Telos, sf. 130
Modern İran şiirinin en önemli şairlerinden biri olan Furuğ Ferruhzad’ın yukarıda bir kısmını alıntıladığım şiirinde hem umut var hem karamsarlık. Ülkesinde şiir alanında çığır açmış bir şair olan Furuğ’un eserlerinin çoğu, ömrünün bir çağında, henüz çok gençken zorunlu kaldığı trajik seçimin benliğinde oluşturduğu yaraları yansıtır. Orada yeşil ve engin bir bahçe vardır, fakat şairemiz anıların bahçesindeki hüzünlü gezintilerden kopamadığı ve kendi kendini cezalandırmanın bir yolu saydığı için, uzağında duracaktır o yeşil bahçenin. Bir taraftan da umut duyurtmaktan uzak değildir, bu şiir: En kısıtlı mekânlarda bile mürekkepli parmaklarının çukurunda güvercinlere yuva kurabileceği maharete sahip olabilir bir şaire.
Furuğ’un şiirlerinde baskın gelen karamsarlığın iki kaynağı vardır: Annesinin aynı evin içinde babasıyla uzun yıllar küskün yaşamasına tanıklığı ve ayrıldığı kocası tarafından ölünceye kadar görmesi engellenen oğlu Kamyar’a duyduğu özlem.
‘Ölünceye kadar’ dedim ya; uzun yaşamamıştır Furuğ, henüz 32 yaşındayken bir trafik kazasında dünyaya veda etmiştir. Böyleyken öldüğü tarihlerde şair ve yönetmen olarak çoktan ünlenmişti.
Yazının devamını okumak için tıklayın.