Türk sineması altın çağını yaşadığı hissini veriyor bize, öyle bir hareketlilik var sinema alanında. Bununla birlikte hem sanat değeriyle hem de seyirci üzerinde bıraktığı etkiyle konuşulan fazla yapım yok. Bunun nedeni ise Enver Gülşen’in
derindusunce.org’da yayınlanan sinema yazılarında öne çıkan şu tesbitte özetlenebilir: Bir film yapmak eskisine göre daha kolay. Sanki eline kamera alan film yapabilir artık. Tabii kamerayla çekim yapmakla, sinema değeri taşıyan bir film yapmak aynı şey değil.
Bir Ahmet Uluçay vardı ki dar imkânlarla kendine ait bir sinema dili oluşturabildi.
Ama biz toplum olarak ona sahip çıkmayı başaramadık. Devletin ilgisizliğine ise hâlâ aklımız ermiyor. Bu konuda bilme sınırlarını zorlamamızın sebebi, Uluçay’ın rahatsızlığıydı. Vefatından birkaç gün önce Esra Türkân
dünyabizim.com’da, Uluçay’la ilgili “Bozkırdaki Adam Dua Bekliyor” başlığını taşıyan bir haber yapmıştı. Haber, Uluçay’ın acilen akülü tekerlekli sandalyeye ihtiyacı olduğunu da duyuruyordu. O akülü tekerlekli sandalye için
dünyabizim.com yazarları bir kampanya başlattılar. Ben bu kampanyayı duyuran bir yazı yazamadan, Uluçay’ın vefatının haberini aldım.
Salih Pulcu,
Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak’ı seyreder seyretmez atlamış Kütahya’ya gitmiş ve bir röportaj yapmıştı Uluçay’la, 2005 yılında.
Anlayış dergisinde yayımlanan o röportajında Uluçay, sinemanın kendisi için neleri ifade ettiği sorusunu cevaplarken şunları da söylüyor: “Zaman, parmaklarımızın arasından sızıp geçen ve aşkla tutmanın mümkünü olmayan bir şey, bir su. Bunu durduramıyoruz. İnsanlarda beka duygusu vardır. Acaba diyorum, bunu sinema ile durdurabilir miyim?”
12 yaşındayken sinema makinesi yapmaya çalışmış, ilk filminin gösterimini bir ahırda gerçekleştirmiş bir adamdan söz ediyoruz.
Yazının devamını okumak için tıklayın.