Çok evlilik döne döne tartışmaya açılıyor ülkemizde. Bu da bir sorunun, çözülmeye gerek duyulmadığı için çatallanan bir sorunun varlığını ortaya koyuyor. Gelgelelim ortaya koyma biçimi de bazen hem büyütüyor sorunu, hem de bir çıkmaza sürüklüyor.
Bu konuyu Wisdom Net’in davetiyle bir dizi konferans için bulunduğum ABD’de, Canaan Valley Konferans Merkezi’nde de dile getirdim önceki gün. Peygamberimiz (s.a.) damadı Ali’nin kızı üzerine evlenmesine hiç sıcak bakmamıştı. Çok evliliğe kapılarımızı açalım demek kolay da adalet nasıl sağlanacak? Kanunen erkeğe tanınan hakkın kadınları mağdur etmesinin önüne nasıl geçilecek, ayeti kerimelerde öne sürülen adalet şartını gözetmek hiç kolay olmayacakken.
İslami hayat tarzını benimsediğim ilk yıllarda bazı cemaatlerde nefsiyle cihat adına kocası için ikinci eş arayan kadınlar görür, bu kadınları hayretle izlerdim. Müslüman kişinin nefsiyle cihatı yüceltilirken bu ikinci eş iştiyakı bana çelişkili görünürdü. Ne aşk olurdu ortada çünkü, ne himaye edilmek istenen Ümmü Seleme misali yaşını başını almış dul bir kadın.
Öte taraftan mevcut durumun da kabule şayan olmadığı açık, bu nedenle de döne döne aynı konuyu konuşmaya mecbur kalıyoruz. Toplumumuz en az doksan yıldır öykünmeci bir toplumsal tasarım adına bir yalanla yaşamaya alışmış. Resmi aile söylemlerini dinlerken sanırsınız ulusal aile modeli vatan sathında etkin, geçerli. Pratikte ise imam nikahı üç şekilde mevcut: Resmi nikahı dinen meşrulaştırmak adına, kadın varlığını nüfustan saydırmayan, meta veya mülk olarak algılayan bir telakkinin dayatmasıyla ve nihayet özellikle büyük şehirlerin görece güçlü bekar kadınları tarafından tercih edilerek...
İranlı yönetmen Tehmine Milani “Yarısı Saklı” filminde evli hocasına aşık olan üniversite öğrencisi solcu genç kızın iç çatışmaları yoluyla “kuma” olgusunu tartıştı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.