H. Hümeyra Şahin’in Lacivert ismini taşıyan öykü kitabı, bir ilk kitap olmanın çok ötesinde bir olgunluk sergiliyor. (Şule; 2011) Çoğunlukla İstanbul merkezli olan öyküler, çarpıcı ayrıntılarıyla büyük bir birikimin eseri olarak görünüyorlar. Geçmişe dönük ifadelerde öne çıkan, nostalji değil. Dili, gündelik hayatın incelikli anlatımına yedirilmiş toplumsal eleştiriyle Füruzan, Katherine Mansfield gibi yazarları getiriyor akla.
Şahin aynı zamanda tarih alanında çalışmalarını sürdüren seyyah ruhlu bir akademisyen. Gezip gördüğü yerlerden kartpostal ve magnetler dışında karakteristik cümleler deriyor öykülerine. Tesettürlü yazarın öykülerinde, bir önceki başörtülü öykücü kuşağının metinlerinde mevcut bir tür çatışma, hatta iç kanaması emareleri pek hissedilmiyor.
“Davet” öyküsündeki yalın gerçekçiliğe hayran oldum doğrusu. Ramazan günü annesine öfkelenerek evden çıkan kız çocuğu hırsını dayı ailesini misafirleriyle birlikte iftara davet ederek çıkartıyor. Oruçlu kalabalık hiçbir hazırlığın yapılmadığı evin kapısını çalacak nihayet, ama çocuk olacakları uzağında tutmasını sağlayan sinsi bir inatla her zamanki gibi geçirmeye çalışıyor gününü, var gücüyle. Sürpriz misafirlere hazırlıklı ev sofrası, iftar misafirlerini ağırlamanın üstesinden gelecektir. Anlatıcı kahramanımızın derinlerinde tırmanan gerilim misafirler gittikten sonra bir hastalık ateşiyle dışa vururken annenin öfkesini de yatıştırıyor.
“Lacivert”in kahramanlarından biri, Venedik’te bir sebeple ölüme mahkûm edilmiş Bruto Carlo. “Sır Kumkuması” başlıklı öykünün bize anlattığı, dönem ve sınır farkı olmadan gerçekleşen herhangi bir katle ilişkin hiç olmazsa tanıklık sorumluluğuna sahip çıkmanın değeri.
Yazının devamını okumak için tıklayın.