Hatice, Fatima, Ayse... Peygamberlere yakin kadinlar bir açidan uzak mi uzak bizlere, gökyüzünde parlayan birer yildiz misali...
Diger taraftan hayatimizin içindeler; hadislerle, kissalarla, menkibelerle.
Sibel Eraslan bu takimyildizlarini aramiza, yasadigimiz zemine ve zamana indirmeye çalisiyor birkaç yildir. Hz. Fatima ve Hz. Meryem’in ardindan, simdi de Hazreti Hatice’yi pek az dile getirilmis yönleriyle sunuyor okuyucusuna. (Çöl-Deniz Hz. Hatice, Timas; 2009) Insan mizaci, iradesi ve gönlüyle (imaniyla) tabiatin sinirlarini asabilir; kitabin ismi bunu da bildiriyor.
Hatice, Sibel’in anlatiminda kalbi Resul’ün evi olan kadin. Elçi için askin hem imkâni hem de mekâni. Hatice Resulullah’in esi, evi, siginagi. Hatice, Muhammed (a.s.)’la evlendigi sirada ticaretle istigal eden bagimsiz bir kadindir.
“Cahiliye” diye isimlendirdigimiz, kadinlara hiç deger verilmeyen bir toplumda bir kadin nasil bu denli güçlü olabilir? Sibel kitabinda bu sorunun cevabini ariyor.
Bir bakima kutsallik adina soyutlasmasina izin verilen kisilikler ve olgular hakiki yüzleri ve ifadeleriyle görünüyor bize Çöl-Deniz ’in sayfalari akip giderken. Yazarin suskunluk, konusmak, uyku, uyaniklik, rüya, ask gibi kelime ve kavramlar üzerinden ürettigi güçlü metaforlar bizi Hatice’ye yakinlastiran yolun yapitaslarina dönüsüyor. Gecenin bir vaktinde iki kadini, küçük oglu birdenbire ateslendigi için panige kapilarak bir hekim arayisina düsen Hatice ile çocuklarinin dadisi Meysere’yi sehrin uzak bir semtine giderken gözlerimizin önüne getirebiliyoruz.
Yazının devamını okumak için tıklayın.