Kış gündönümü geçti, Miladi Takvim yeniden başlamaya hazırlanıyor. Bir kutlama sihrine kapılmaya daha hazır olalım diye bin dereden su getiriyor piyasa. Eğlence paketlerine mesafeli, vaat edilen oyuna kapılamayacak kadar aklı başka yerde, hele ki iki takvimli bir hayat sürdüren biri nasıl geçirecek Miladi yıldönümü gecesini?
Bu örnek bir fikir verebilir: Yılbaşından önce kış gündönümü eşiği var; 23 aralık, Yelda gecesi (Şeb-i Yelda) olarak kutlanıyor İran’da, bu köşede yayımlanan “Uzun, karanlık gece” başlıklı yazımda anlatmıştım... Yaratıcı Yazarlık dersinden öğrencim Cabir Firuzi, öğrenci yurdunda yaptıkları kutlamadan söz etti derste. Gençler aralarında eğlendiler yurt şartlarının elverdiğince, hikâyeler fıkralar anlattılar. Gerçekle hayalin birbirine dolandığı hikâye cümlelerinin yardımıyla elbirliğiyle çekiştirdiler karanlık geceyi, bir eşikten daha atlama ânını kolaylaştırmak ister gibi.
İranlılar Şeb-i Yelda tarihini “Uluslararası Hikâye Anlatıcıları Günü” olarak ilan ettiler bir de. Hasan Ali Toptaş’ın kayıplara karışmakta olduğundan endişe ettiği hikâye anlatıcısı içine çekildiği küskünlükten nasıl kurtarılacak?
Anlatacak hikâyesi olmayan, bir rivayeti hikâyeye dönüştürecek muhayyele ve kelimelerden yoksun kişi bir başına dönemsel eşiklerden geçemiyor, tek başına unutmaya girişmekten de hoşlanmıyor. Bazen dost meclislerinin neşesine, bazen alkole sığınıyor.
Kültürel işaretlemelere göre zamana hâkim olabileceğimize, zamanla yarışa kalkabileceğimize inandıran bir eğitimden geçiyoruz. Bir tık ile pazartesi sendromuna son verin, diyor kadın sitesinden ulaşan link. Benim bir sendromum varsa tatil rehavetini uzatan günlerin başlangıcında yakalanıyorum.
Yazının devamını okumak için tıklayın.