“Bir ışık gibi ulaşıyor insanlar
‘Ekmek ve gül! Ekmek ve gül!’
Yaşamak için ekmek
Ruhumuz için gül istiyoruz!”
James Oppenheim’ın mısraları insanoğlunu trajediye zorlayan temel tercih durumunu özetliyor. Hem ekmeğe hem de güle aynı zamanda sahip olma mücadelesi bazen bütün bir ömrü işgal ediyor.
Ulus-devletler halinde biçimsel olarak örgütlenmiş yeni dünyanın sınırlarından taşıyor insanlar. Çalınan ekmeğinin peşine düşenler, gülü unutmaya zorlanmaya karşı direnmeyi de sürdürmeliler. Étienne Balibar, bu direnişle gelen yeni sınırlardan söz ediyor Irk Ulus Sınıf’ta...
Dünya Bülteni sitesi her ay gerçekleştirdiği yuvarlak masa toplantısını bu ay “Frenkler arasında 50 yıl” başlığı altında bu konuya ayırmıştı. Toplantının moderatörü Aynur Erdoğan’ın Max Frisch’ten aktardığı “biz işçi bekliyorduk, insan geldi” şeklindeki söz, sürecin nasıl katı bir mantıkla işlediği konusunda en bilgisiz insanları bile aydınlatacak kadar çarpıcı. Doğu/Müslüman toplumlardan gelen işçi antropoloji biliminin katkısıyla “ilkel” bir varlık sayılarak, bir önyargıyla karşılanıyor.
Vatandaş olmasına karşı tedbirler alınırken yabancılığı/yabansılığı her yolla vurgulanan gurbetçi, gettolara kapanarak nefes almaya çalışıyor. O zaman da içe kapanık evlerde, mahallelerde hızla çoğalan nüfus çağırıcılar tarafından bir tehdit gibi algılanmaya başlanıyor.
Yazının devamını okumak için tıklayın.