Öykü kahramanım, Hatuna. Her bir parçasını bir hasta, bir yaşlı evinden toplamış olabilirim, ama bu parçaların ortak noktaları Gürcü olmaları. Hasta bakmak yabancısı olduğu bir iş değildi benim Hatuna’mın. Memleketinde ekmek parası kazanmanın imkânı yoktu. Çıktı Türkiye’ye geldi. Bağlı olduğu ajans nereye gönderirse, oraya gidiyordu. Sabırlı ve olgundu. Bu nedenle de problemli, huysuz hastalara onu gönderiyordu ajans yöneticisi.
İş yerinde çıkan bir yangında ağır yaralanan hastası geceleri uyuyamıyor, onu da uyanık kalmaya zorluyordu: Sen de uyuma Hatuna, masal anlatır gibi bir şeyler anlat, hadi! Doğduğu köyü anlatmaktan hoşlansa da içi geçiyor, kesik kesik uykularla sabahı buluyordu. Daha beterini görmüştü. En çok suyu kısıtlardı eski işvereni, hastası olan Şişman Adam’ın, bir dirhem etten yoksunluğu nedeniyle içten içe “Kuru Kadın” diye adlandırdığı karısı. Banyo yaparken kapıya gelir, bağırırdı: Çabuk ol, çabuk olsana! Faturayı göstererek yakınırdı: Tam 40 milyon gelmiş, maşallah sana Hatuna, nasıl harcadın bu kadar suyu!
Kadın namaz da kılıyordu, hayret; Hatuna, yarım yamalak dini bilgisiyle, belki anneannesinden kalan hatıraların bir yakıştırmasıyla dindarlığı gürül gürül şakır şakır akan sularla bir tutuyordu.
Köylü kızı Hatuna, Dinare ırmağının kıyısında, suların sellerin içinde yaşamış yıllarca. Ve denize nazır büyük evin büyüklüğü nispetinde geliri yoktu sahiplerinin, memeleri sumo güreşçilerininki gibi sarkık Şişman Adam’ın masraflarının altından kalkmak karısını ince hesaplara zorluyordu. Hamarat kadın bir bardak suda mucizeler yaratırmış.
Yazının devamını okumak için tıklayın.