Aşk şarkılarda, filmlerde, romanlarda olduğu gibi gerçek hayatta da mucizelere yol açacak bir iksir misali hükmünü sürdürüyor. Hayata aşkla bakabilmeyi överiz, yüreği aşkla tutuşan insanların yüzündeki o başka âlemlere çekip götüren ifadeleri de etkileyici buluruz. Güzel olan aşkı çağırır ya da aşk, silik sayılandaki güzeli açığa çıkarttığı için de vazgeçilmezdir.
Bir sınır da var ki aşkı haddinden aşırtırken çirkin sahnelerin sebebi olmaya zorluyor.
Bir gazetede medyatik bir ilim adamının eşinin kendisini aldattığına ilişkin suçlamalarına cevap verirken, “Aşk varsa, kimse, hiçbir güç ona engel olamaz” şeklindeki bir ifadesini okumuştum. Bir yanıyla doğru, aynı zamanda da yanıltıcı bir yargı bu.
Aşk engellenemez, ama âşık olmak üçüncü kişiyle ilgili sınırları ihlal etmenin bir mazereti de olamaz. Ermeni rahibenin aşkı uğruna haç taşımaya, domuz eti yemeye, şarap içmeye dahi razı olan dini bütün Şeyh Sinan’ın aşkına saygı duymaya hazırız, halk hikâyelerine özgü anlatımın zamanın tülüyle oluşturduğu süzme işlemi nedeniyle. Şeyh Sinan’ın müritlerini şaşkına çeviren, onu bambaşka bir kişiye, olduğunun tam tersi bir şahsiyete dönüştüren tutku, Allah’la ilişkisi kapsamında sürdürdüğü ihlâlleri öne çıkartıyor hikâyede.
Asıl, Allah’ın bağışlanamaz saydığı kul hakkının çiğnenmesidir ki güzel aşkı çirkinleştiriyor.
***
Bir yıl kadar önce etik olanla insani olan arasındaki ayrımın incelikleri üzerine sohbet ediyorduk Rasim Özdenören’le Ankara’daki evinde, saygıdeğer eşi Ayşe Hanım ve kadim dostum Nuray Şahin’le.
Yazının devamını okumak için tıklayın.