Hakan Arslanbenzer, Ankara ve İstanbul arasında gidip gelirken arka arkaya çıkardığı dergilerle, şiir ve eleştiri kitaplarıyla, ayrıca şiir seçkileriyle Türk edebiyatı içinde apayrı bir ses, bir dalga oluşturuyor.
Önceki eserlerinden bir kısmına da yer verdiği yeni şiir kitabı Çok Üzgünüm, Fayrap Kitaplığı tarafından çıkarıldı. Kitabın güzel kapağının fotoğrafı Gökhan Eryaman’a ait.
Her şeyden önce bir şair Arslanbenzer. Fakat aynı zamanda gözünü budaktan sakınmayan bir şiir eleştirmeni, bir deneme yazarı ve editör. Birikimi ve verimliliğiyle şaşırtıcı bir kültür neferi o. Ankara’da çıkardığı ilk dergi olan Atlılar’da yayınlanan bir yazıydı, “Ben Yaşlı Bir Adam Olacağım!” Gençleşmeye, daha doğrusu genç görünmeye yönelik arayışların bir salgına dönüştüğü bir zamanda bu kararı nasıl alabilmişti şairimiz?
Yaşlı adam olmak, ihtiyarlamaktan ziyade, aldığı nefes sayısının hesabını verebilme kaygısıyla ilgili görünür, sözünü ettiğim metinde.
Arslanbenzer ne yazarsa yazsın şiirin merkezinden kolaylıkla ayrılamayacak kadar şiire, Türk şiirine bağlı bir şair-yazardır. Dünyaya Saldıran Şair başlıklı denemelerin yazarı, neredeyse bütün dünyanın, insanlık kültürünün, madun konumunda görünen halkların, Müslüman toplumların, daha özelde ise Türk şiirinin karşı karşıya bulunduğu tıkanmaları aşma konusunda bir sorumluluk üstlenme azmiyle kendi şiirine açılmak ister.
Yaş dönemleri, Arslanbenzer’i fazlasıyla meşgul eden bir meseledir. 70’li yılların gençlerini Dev-Genç, 80’lerinkini Sev-Genç olarak adlandırmak olasıdır ona göre. 90’ların gençleri ise Ev-Genç’tirler. (Ben bu dizgeye, 2000’li yılların gençliği için kullanışlı olabilecek ‘Bil-Genç”, yani “Bilişim Gençliği” başlığını ekliyorum söz açıldığında.)
Namus ve Başka Şiirler
kitabında yer alan Yaş Otuz Şiiri, yeni kitaba da alınmış. Bu şiirin otuz yaşındaki şairi, şiiri konusunda hâlâ kararsızlığını sürdürüyordur gibi gelir okura. Tamamen yanıltmaca. Şiir yazmadan edemeyeceğini çoktan anlamış bir şairin, bunun gerekçelerini fazlasıyla idrak ettiğinin şiiridir, okuduğumuz.
Rimbaud şiirde bir önceki dönemin etkilerini aşma kaygısıyla olmalı, “Mutlaka modern olmak gerekir”, demişti. Belki farklı kaygılarla Arslanbenzer, şiirde modernist bir çizgi izlemeyi zorunlu görür. Eagleton’un Baudelaire üzerine yaptığı şu çözümlemeyi çağrıştırıyor böyle bir modernist şiir görüşü: “Baudelaire’in, kendisini yeniyi aramak için aralıksız bir sürek avında eskinin peşinde jeolojik kazılar yaparken bulduğu gizemli çifte süreçte kendini gösteren bir modernizm…”
Çok Üzgünüm
’de ”Halkın Sesleri” bölümü içinde yer alan “Süleyman Değirmi” şiirleri bir kenara bırakılırsa, Arslanbenzer şiirini kendime yakın bulduğumu daha önce de ifade etmişimdir. Ben ne yaptım, nasıl yaşadım şiirimi hak edecek ve bundan böyle de ne yapmalıyım, neler yapabilirim, şeklinde sorularla sürekli tahkim edilen bu şiirin, yeni-epik niteliği iddiası ölçüsünde nahif bir yönü de vardır. Uyku imgesinin sıklıkla karşımıza çıkması, Ashab-ı Uhdudvari bir sığınma ihtiyacına göndermede bulunuyor gibidir. “Üzgünlük”, Arslanbenzer şiirlerinde sıklıkla kullanılan bir imgedir ve muhtemelen şairin, şiiriyle dünyayı kurtaramama endişesiyle çeşitlenmektedir.
William Blake şiirinde duyulan arslanların kükreyişi, Hazreti Ömer’in adalet tutkusunu dışa vuran (ve İsmet Özel şiirlerinde tecessüm eden) öfkeyi, Turgut Uyar’ın yoğun yalnızlık hissinin nihai olarak güçlendirdiği şiirine dönük inancını ayırt etmiş kişi olabilir, yeni-epik şiirler yazacak şair...
Arslanbenzer, kimi şiirlerinde kullandığı argo ve küfür sözcüklerine karşılık, aynı zamanda “feminist” bir şair, bir editördür. Atlılar’ı, Huruc’u, Fayrap’ı ve birkaç yıldır çıkardığı şiir seçkilerini incelediğinizde, kadın şairler konusunda bir ayrım gözetmediği, onları “kadın şair” olarak sınıflandırmadığı kanaatini edinirsiniz.
Çok Üzgünüm
’ün ilk bölümü, yetenekli bir şair olan, mısraları su gibi akıp giden şiirler yazan Melek Arslanbenzer’e adanmıştır.
Şairin Çok Üzgünüm’e dâhil ettiği Ekmeğimi Çiğnerken başlıklı şiirinden birkaç mısrayla tamamlamak istiyorum yazımı:
( …)
Dünyada hiçbir zenci hiçbir yerli hiçbir deli Batılı değildir
Hiçbir dul hiçbir yetim hiçbir sakat
Hiçbir aç hiçbir muhtaç bi-ilaç
Gören gözler tutan eller saran kollar öpen dudak tüküren ağız
Sıçramaktan atılmaktan çırpınmaktan tırpanlaşmış dil
Hiçbir kere hiçbir biçimde
Batının da Şarkın da haznesine girmemiştir…
|