Edebî kamu ya da bütün olarak kamu erkek dilinin ve yorumlarının baskın olduğu alanlar. İşte bu alanlarda kadın olarak yol alırken size ışık tutan, sebep olan erkek yazarlar vardır; ben onları her zaman minnetle anıyorum.
Okurken cümlelerini okuyucularımla paylaşmayı sıklıkla aklımdan geçirdiğim iki yazar, Ali Şeriati ve Aliya İzzetbegoviç... Ben onlara kendi zihin dünyamda “iki Ali” diye sesleniyorum. Okumaya başladığım ilk eserlerinden itibaren yanıltmadılar beni, tesbitleriyle, eleştirileri ve yorumlarıyla. Despot rejimler karşısında inandıkları cümleleri dile getirmekten geri durmadıkları için baskı gördüler, hapiste yattılar. Yazgıları farklı bir şekilde aktı: Birinin ömrü Yusuf Peygamber misali zindandan hükümet koltuğuna sıçradı. Ama o iktidarda dahi bilge öncü olmayı başardı. Öteki Ali ise konuşamaz duruma geldiği için memleketini terk etti ve bir Avrupa başkentinde –büyük ihtimalle– şehadete erişti.
Tarihin ve toplumun bir cinsin varlığını silikleştirecek şekilde cinsiyetçi yazılımı karşısında eleştirel olan bu yazarlar, entelektüel dürüstlükleriyle İslamiyet’in modern dünyada bir hayat tarzı olduğu kadar bir tefekkür ufku sunması açısından da evrensel planda takdirle anılan bir çaba koydular ortaya. İyiliğin yüzlerimizi Doğu ya da Batı’ya çevirmekten ibaret olmadığını hatırlattılar. Bazen Allah adına kula itaatin yüceltildiği bir telakkiyle, bazen de şiirsel yüceltmelerle hiçliğe indirgenmeye zorlanan kadın kesimlerine şefkat ve saygıyla seslenerek, onları fikir ve sanat alanında üretime çağırdılar..
İslam toplumlarının işte böyle seslenmelere hâlâ ne kadar da ihtiyacı var!
Misal vereyim: Müslüman kadının haklarından söz ederken, yekpare bir meseleyle karşı karşıya olmadığımızı belirtiyor Aliya.
Yazının devamını okumak için tıklayın.