İsrail’de sürekli İran’a saldırılması için bir çaba, bir mühendislik çalışması... “Dünya İran’a saldırıya hazırmış.” Bu hangi dünya acaba? Mültecilerin, evleri başına yıkılan Gazzeli çocukların, Noam Chomsky duyarlığının dünyası olmadığı muhakkak.
Hem bakalım devrimin başından bu yana abluka altında olan İran hangi komşusuna saldırmış da bir saldırıyı hak ediyor...
İranlılar devrimlerinin 33. yıldönümünü kutluyorlar. Ülke sorunsuz değil. Hayat pahalılığı artıyor. Dış baskı her zamankinden daha fazla hissettiriyor etkisini.
İmam Humeyni Havaalanı’ndan taksiye binen yabancı yolcular şoförlerin mollaların ve Ahmedinejad’ın uğrattığı hayal kırıklığına dair şikâyetleri dinlemeye alışkınlar. Tesettür devriyeleri elbet can sıkıcı. Yakında yapılacak seçimlere reformist kesimden katılımın oranı yüzde 20’ye bile ulaşmıyor. Yine de başka bir katmanda nabzı atıyor toplumun ve mesela İran’da kalmaya devam eden yönetmenler şaşırtıcı yapımlarla gündeme gelmeyi sürdürüyorlar. Ve ben yönetimi destekleyen ya da eleştiren insanlarla konuşurken bu sorunun cevabını arıyorum: İranlılar bu dirençlerini neye borçlu acaba?
Ayetullah Humeyni üzerine değerlendirmelerinde Wallerstein, ABD’nin İran’da olup bitenin savaşın ardından Üçüncü Dünya’da süren ulusal bağımsızlık hareketlerinden tamamen farklı bir tür olduğunu hesaplayamama yanlışı olduğu tesbitinde bulunuyordu.
İran tarihi genellikle İÖ VI. yüzyılın ortalarında yakın doğunun siyaset sahnesinde görülen yeni (bilge) bir kral profiline sahip Kuruş’la başlatılıyor. İlk insan hakları beyannamesini yazdırtan, tarihe adaletiyle geçen bir hükümdar olan Kuruş’un yanı sıra Daryuş hatta adaleti hadis-i şerifle övülen Nuşirevan, İranlılara iftihar edecekleri somut insancıl sahnelerle dolu bir tarihî miras bıraktılar.
Yazının devamını okumak için tıklayın.