Türk sineması yüzüncü yılını kutluyor. Toplumumuzun sinemaya bakışı uzun zaman mesafeli ve tedbirli bir bakış oldu. Bu mesafe ve tedbirin mahremiyeti koruma kaygılarıyla bir ilgisi olduğu açık. Ülkemizde Müslümanlar sinema ve resim alanında çalışmalarını sürdürürken tasvir geleneği bağlamında birer handikap teşkil eden kimi kabulleri paranteze almaya devam ediyorlar. Bu handikaplar tamamen “İslâm”la açıklanamaz, çünkü Müslüman bir ülke olan İran’da tasvirin (ve heykelin) tuttuğu yer çok daha geniş ve derin.
Bir süre önce Şehir Üniversitesi’ndeki odasında ziyaret ettiğim Irvin Cemil Schick ile bu konular etrafında konuştuk.
Irvin Cemil Bey sürekli yolda olan bir insan izlenimi uyandırıyor üzerimde. Boston, Matematik, MIT, Harvard, hüsn-i hat... Bedeni, Toplumu, Kâinatı Yazmak isimli eserinin “İslâm ve Metin” başlığını taşıyan ilk yazısında atıfta bulunduğu Gadamer’e ait şu söz, bilim adamının sürdürdüğü yolculuğun verimlerini özetliyor bir bakıma: “Hareket eden kişi için ufuk değişir.” (İletişim; 2011)
Akademik çalışmalarını sürdürürken hiç rastlantı sayamayacak şekilde karşısına çıkan hüsn-i hat tablolarının fışkırdığı bir pencereyle yıllar önce ayrıldığı yurduna geri çağrılıyor sanki Irvin Cemil Bey. Nasıl bir dönem? Benzinliğe kafasında sarıkla giren müşterinin kurşunla karşılanıp canından olduğu bir atmosfer söz konusu olan. Onu bir pencerede cezbeden hat tabloları jaluzilerle görünmez kılınıyor, birer terör alâmetiymiş gibi.
Hat sanatı üzerine aklıma gelen ilk soruyu soruyorum. Hat sanatının İslâm’ın tasvir yasağı nedeniyle geliştiği şeklindeki iddia kesinlikle mesnetsiz Irvin Cemil Bey’e göre. Bir kere resimde soyutlamanın ille de bir yasakla ilişkilendirilmesi anlamsız.
Yazının devamını okumak için tıklayın.