1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | İletişim 03 Eylül 2010 Cuma 06:49
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Sitemiz saat 13:00'dan sonra güncellenmektedir.
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Cihan Aktaş SINIR YAZILARI 04.09.2008
Cihan Aktaş
Kimse karşılamasın beni havaalanında
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Cihan Aktaş - Kimse karşılamasın beni havaalanında Cihan Aktaş - Kimse karşılamasın beni havaalanında Cihan Aktaş - Kimse karşılamasın beni havaalanında Cihan Aktaş - Kimse karşılamasın beni havaalanında Cihan Aktaş - Kimse karşılamasın beni havaalanında Cihan Aktaş - Kimse karşılamasın beni havaalanında Cihan Aktaş - Kimse karşılamasın beni havaalanında Cihan Aktaş - Kimse karşılamasın beni havaalanında
Cihan Aktaş köşe yazılarını web sitenize ekleyin

I- Geldiğim bilinmesin; bu kez öyle olsun. Kimse beni karşılamazsa, uğurlamazsa hatta, daha rahat geçebilir yolculuğum; telaşım azalır. Ayrıldığım için suçluluk duymam, geri dönüşlere özgü telaşım da azalır. Hiç gitmemiş, hiç yola çıkmamış gibi yapabilirim.

Sanki daha dün yaşandığı ve yarın da tekrarlanabileceği şekilde kayıtsız geçiyorum kontrol noktalarından.

Uçakla bir ülkeden diğerine geçtiğinde, aradaki zaman ve mekân farkına uyum gösterme konusunda zorlamalısın bünyeni.

Otobüsle ise yavaş yavaş yol alırsın sınıra doğru. Memleketinin Batı’dan Doğu’ya bir haritasını çizersin. Kucağında bebek. Kaynar su dolu termoslar. Bebeğin altını değiştirecek bir yer aradığın dinlenme tesisleri. Damlayan lavabolar. Pis tuvaletler. Namaz kılacak temiz bir yer arama telaşı. Sınırın iki yakasındaki gümrük memurlarınca bazen didik didik aranan bavulları yeniden yerleştirme telaşı. Kitapları, sidileri işgüzar (küçük) memurların merakından kurtarmaya dönük tartışmalar. Uzun kuyruklar. Yol boyunca otobüsünüzü izleyen, döviz, sigara veya içki satmak için otobüs etrafında koşuşturan esmer, hüzünlü yüzlü, yoksul gençlerle sürdürülen Ağrı Dağı misali ucu bucağı sislere karışacak söyleşiler...

II- Günlerden cumartesi, yaz sezonu da neredeyse kapanmak üzere, üstelik oruç günleri geliyor; havaalanı bir hayli kalabalık. Daha ziyade Alman ve Arap turistlerin oluşturduğu uzun kuyruklar nedeniyle, uçuştan tam iki saat önce havalimanına ulaştığım halde, kuyruktan kuyruğa eklenirken bir gazete, bir dergi alacak fırsatı bile bulamadım. Pasaport kontrolü için girdiğimiz kuyruk sanki hiç ilerlemiyor. Pasaportları kontrol edip de mühür basmakla yetinemez olan polisler bir de fotoğrafınızı çekiyor. Kabinlerin önündeki kırmızı çizgiye ulaşmak için açık ama tıklım tıklım dolu labirentlerde ilerlemelisiniz. Olağanüstü bir gün gibi görünüyor herkese; kimi yolcular arka sıralardan bağırıyor, uçaklarının neredeyse kalkmak üzere olduğunu hatırlatıyorlar.

Geri dönmenin manası olmadığına göre, eklendiğin kuyrukta sabırla ilerleyerek, adım adım ulaşman gerekiyor o kırmızı çizgiye.

Önümde yaşlı bir çift. Mısırlı. Selamlaşıyoruz. Yaşlı kadının parmakları görkemli yüzüklerle ışıldıyor. Ardımdaki Ukraynalı genç kız, yanı sıra neredeyse kendisi kadar ağır bir tekerlekli bavul taşıyor. Endişeli. Bakalım uçağa alınacak mı? Ayaklarımı tekerlekli bavuluyla çiğneyip geçen delikanlı ön saflarda durmuş; bakışlarını tavana dikerek, kulaklarını ise wolkmenle kapatarak koparmış kendini kuyruk telaşesinden.

III-. Kimse karşılamasın beni havaalanında! Bir zamanlar istediğim şey değildi bu. Uğurlanmalara, karşılanmalara fazlasıyla alışkındım. Fakat gide gide sizi karşılayabilecek olanların sayısı azalmaya başlıyor. İnsanlar yaşlanıyor, ilgileri dağılıyor, meşgaleleri çoğalıyor. Derken zaman içinde, ileride daha fazla üzülmemek için de, sessizce gitmek ve sessizce dönmeyi yeğlemeye başlıyorsunuz. Bu bir teselli: Gürültüden ve telaştan uzak gidiş-gelişler, ayrılık veya zaman-mekânla ilgili değişiklikleri daha tabii bir şekilde algılamanıza yardımcı oluyor.

Bir saati geçti. Kırmızı çizgiye o kadar da yaklaşabilmiş değilim. Çok dilli, çok renkli bir karmaşa; adım adım yol alabildiğiniz, neredeyse geri dönüşsüz bir labirent bu.

Niçin bunca yer değiştirme telaşı içinde insanlar?

İki havaalanı arasına gerilen bir mahya: Hoşgeldin Ramazan! Erken bir gidiş; oruç günleri giderek sıcak yaz günlerine çekiliyor.

Ian Dallas’ın İsmet Özel’in tercüme ettiği Gariplerin Kitabı’nın son sayfasında yer alan anekdotlardan ikincisini arayıp bulacaktım, eve döndüğümde. Kocaman, milyonluk şehirlerden birinde, kıyamet günlerinin yaklaştığına dair iki kocakarının söyleşmelerini konu alıyor, o anekdot. “Felaket. Şunlara bak. Her birimize bir bak. Hiçbir şey anladığım yok. Nedendir? Bu büyük âlem neden, bu dünya, bu milyonlarca insan böyle aşağılık halde? Anlamı ne bunun? Bir bilen oldu mu hiç?”...

Ağız kısmı düğümlü kocaman bir çuvala benziyordu, kontrol kabinlerinin içiçe geçen, birbirine doğru taşmamak için zorlanan koridorları. Geri dönmek için dahi aşmanız gereken labirent yolcularla tıkalı; kabin ise uzak mı uzak.

Mübarek günlerin başlangıcında, başka bir şekilde de yorumlamak mümkün, benzeri bir labirenti: Ameller niyetlere göredir. Tuttuğunuz yol ne denli çetrefilli de olsa, nefesinizi tazeleyen, sizi yücelere taşıyan kapılar arka arkaya açılacaktır önünüzde, niyetinize göre...

Tiyatro sanatçısı Mehmet Atak’ın Miraçname Projesi neredeyse bu temayı işliyor. Fırsat bulduğumda bu projeye geri dönmek istiyorum.

 

Diğer Cihan Aktaş Makaleleri:
  1. CHP ve İran tarzı başörtüsü - 30.08.2010
  2. Hrant Dink ve annem - 23.08.2010
  3. Oruç misafiri - 16.08.2010
  4. Negatif ayrımcılık her yerde - 09.08.2010
  5. “KUZEY” VE İŞKENCE - 02.08.2010
  6. Çoban ve referandum - 26.07.2010
  7. Sinemanın Bosnalı kadınlara borcu - 19.07.2010
  8. Dağ yolcusunun dersleri - 12.07.2010
  9. Öğrenme yolları ya da Angelika - 05.07.2010
  10. Kürt meselesinde özeleştiri zamanı - 28.06.2010
  11. Bir yerin bir insana dönüşmesi - 21.06.2010
  12. Sahnede utanma sebebi, çocukla - 14.06.2010
  13. Bu çağın kahramanlığı - 07.06.2010
  14. Kalabalıkların yürüyüşü, nereye... - 31.05.2010
  15. İran’ı dünyadan yalıtmak - 24.05.2010
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Biz yaşadık, gelecek nesiller yaşamasın diye
  Neye ‘Evet’ diyeceksiniz
  12 yıl önce aslında ne oldu
  Beşiktaş’tan son dakika golü
  Yobo geçmişi çoktan unutmuş
  Guus Hiddink’ten teknik açıklamalar
  Uğur İnceman imza attı
  Arjantinli, Florya’yla tanıştı
  12 Dev Adam dörtte dört yaptı, liderliği garantiledi
  Pakistanlı kriketçi rolünü de kaybetti
  Mourinho zaman istedi
  İnsanlar tırsmakta haklı
  Zorba tam bir güneş insanı
  Gabor rahatsızlandı ve yine hastanede
  Michael Douglas kanseri yenecek

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 02.09.2010
Başörtüsü
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 02.09.2010
[Kölelikten Türklüğe]
ARADA
Markar Esayan - 02.09.2010
Bu saklambaçta ebe nerede
NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı - 02.09.2010
Fötr ve kasket
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 02.09.2010
Öcalan Suriye’den nasıl çıkarıldı -1
SİVİLAY ABLA
Dr. Sivilay Genç - 02.09.2010
EVET oyu AKP ilişkisi
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 02.09.2010
Sürgün
MEO VOTO
Mithat Sancar - 02.09.2010
Barışın dili
ARAYIŞ
Erol Katırcıoğlu - 02.09.2010
Biz burnumuzu sokacağız, bilesiniz
EŞİKTEN EŞİĞE
Fikret Doğan - 02.09.2010
Futbolcular ve fahişeler
ÇAYLAK RAPORU
Uğur Karakullukçu - 02.09.2010
Kendi ligine yabancılar
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Köşe Yazısı: Kimse karşılamasın beni havaalanında - Cihan Aktaş
03.09.2010 06:49:43