Birkaç yıl önce kitaplarımın çıktığı yayınevinde basın danışmanı olarak çalışan kızı Belga’yla bir imza gününe katılmıştım, Beylikdüzü’ndeki fuar alanını ısıtan sıcak bakışlı genç kızın terbiyesi dikkatimi çekmişti. Yanlış kurgulanan organizasyonun hatasını düzeltmek için çırpınıyordu.
Kars ve Şırnak eski DEP Milletvekili Av. Mahmut Alınak ya da benim için “Belga’nın Babası” olan siyasetçi şimdi KCK tutuklamaları kapsamında tutuklandı, hapiste. Tutuklanma sürecinde yaşadığı muameleleri anlattığı mektubu okurken dayanamadım, yarıda bıraktım ve bu yazıyı yazmaya başladım. Bir şiirle hapse düşme tecrübesine sahip Başbakan Erdoğan’ın fikir suçu olsun ya da bambaşka suçlar, bu tür muameleleri onaylamayacağını bildiriyor vicdanım.
Zamanın süzgecine direnen ve yığınların hafızasına nakşolan başarı her şeyden önce “elinizin altında olan” kişiye dönük muameledeki farkla ayrışıyor.
Bu ülkede vatandaşlık kavramının değişmesindeki emeği tartışılmaz olan Başbakan’ın sesimi duyabilmesini isterdim şimdi, sırf, özellikle Alınak’ın şahsına yönelik olarak gerçekleşen, eli bağlı kişiyi hırpalamayı marifet sayan küçük adam muamelelerinin bir an önce son bulması adına...
Şöyle anlatıyor Alınak son hapis vakasını basın mensuplarına gönderdiği mektubunda:
“Ben 12 Eylül hapishanelerinde de yattım. Ağır işkenceler gördüm, ama soyundurularak aranmadım. Gel gör ki,’ ilahi adalet, kardeşlik ve insan hakları’ sözcüklerini dilinden düşürmeyen iktidarınız zamanında hapishanede soyundurularak arandım. Ben ve benimle birlikte yedi kişi kelepçeli olarak getirildiğimiz Kandıra 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nin idari bölümüne kadar ayrı noktalarda tam on dokuz defa arandık. Aramalar X-Ray cihazından geçirilmenin yanında, ayakkabılarımızın içine kadar ayrıntılı olarak yapıldı.
Yazının devamını okumak için tıklayın.