Sevan Nişanyan, yazılarını takip etmeye çalıştığım bir yazar. Çünkü ben de dil alanında özel bir eğitim görmemiş her yazar gibi, dil üzerine, kelimelerin ve kavramların kökenleri, temsilleri üzerine yazılan yazılarla ilgileniyorum. Etnografya ayrıca ilgi duyduğum bir bilim. Nişanyan esasında bir etnograftan çok etnolog gibi yazıyor. Germaine Tillion’un bu iki meslek erbabı arasındaki ayrımı anlatırken belirttiği gibi: Etnografya diğer insanbilimlerinden farklı olarak arşiv bilgileriyle, istatistiklerle, kaynak toplamakla yetinmez; sorularını metinlere değil, yaşayan insanlara sormak durumundadır. Dolayısıyla önce kendisinin sorulan sorulara cevap vermesi, açıklaması, kendi kendini anlatması ve eğer iyi anlamak istiyorsa, iyi anlaşılmak için çaba göstermesi gerekir.
Etnograf insanların nefesiyle ilgilenir, bakışlarıyla, yüzlerindeki çizgilerin diliyle... Etnolog ise masa başında göz göze gelmediği insanlar hakkında çıkarımlarda bulunmak üzere etnografların çalışmalarını yorumlar, bu çalışmalardan sonuçlar çıkartmaya çalışır.
Taraf’ı internetten izlediğim dönemlerde ancak ertesi gün okuyabiliyorum. Sağolsunlar, Nişanyan’ın pazartesi günü
Taraf’ta yayımlanan yazısından haberdar etti beni gazetemizin okuyucuları. “Sansür” başlıklı yazı, hele bir de bayram günlerinde yayınlandığı hesaba katılırsa, yaşadığı toplumun hassasiyetleri konusunda bir aydından beklenilebilecek asgari bir saygıdan yoksundu. Ateist olarak dinî konuları elbet tartışırsınız, hatta dinî konular bazen dindar bir kişilikten daha çok ateist bir kişiliğin zihnini meşgul edebilir. Fakat, sizi bir muhatap olarak görmeyi mümkün kılan, ayrıca kendi bakış açınızla dahi karşınızdaki insanların iyiliğini ve mutluluğunu temenni ettiğinizi gösteren bir diliniz olmalı ki sesinize ses verilsin.
Yazının devamını okumak için tıklayın.