Yılın en sıcak günleri, en uzun günleri aynı zamanda. Sıcak günlerin orucu, hayat yolunda ikinci kez yaşadığım uzun sınav.
Alışkanlıkların oluşturduğu kireçlenme çözülmeye başladı bile. Başlangıçta o kadar da kolay olmuyor. Farklı bir ritimle ilerliyor zaman. An geliyor hızlanıyor, gün ilerliyorken. An geliyor yavaşlıyor, daralmaya yol açarak. O saatte ille de orada olamayacağız; plân farklı bir şekilde gerçekleşmek zorunda. O saatte söz verilen eşiği aşacağız; oruç bunu talep ediyor.
Öyle su şişeleriyle dolaşılmayacak sokakta. Eve adım atar atmaz da su içmeye koşulmayacak! Ağır adımlarla yazılan romana çay kahve ikramlarıyla ara verilmeyecek.
Bir taraftan da ucu açık bir sofranın başındasın, nerede olursan ol. Ramazan, Allah’ın ziyafetidir, Muhammed (a.s.)’ın Ramazan Hutbesi’ne göre. Duyularınızda nesneleri yeniden görmeye çağıran bir incelme, bir anlayış... Dalgalanıyor tabiat ve farklı renkleriyle görünüyor. Gün batımına dâhil oluyor, gün doğumunu karşılamaya çıkıyorsun.
Su şişesi, elini uzatsan oracıkta, ama kendini tutuyorsun, en iç odaların karanlık köşelerinde de olsan, uzağa çekiliyorsun yasaklanandan. Nefsinin isteklerinin benliğini yönetmesine izin vermiyorsun. Buna fazlasıyla alışmaya başladığında ise ibadetin günleri tamamlanıyor.
***
Tüketim ideolojisinin bazen incelikli üsluplarla dayattığı bir hayat tarzının icaplarını yerine getirmeye çalışırken, kendimizi daha derinden tanıma yollarının uzağına düşüyoruz “Nasıl” sorusuna cevaplar verilirken “niçin”in bastırıldığı bir hazırlığı sürdürüyoruz, yanlış ve yolunda olmayan bir şeylerin günün birinde bir mucize eseri değişeceğini umarak.
Yazının devamını okumak için tıklayın.