I - “Ruhum bir kadındır” diyor ya Annemarie Schimmell… Benim ruhum da kurumaya, küle dönüşmeye direnen bir ağaç dalı olmalı sanki. Antalya ormanları her yaz içlerindeki hayvanlarla yanıp gidiyor, köyleri içine katarak küle dönüşüyor. Kâğıt mendil-peçete tüketen, daha temiz kalabilmek adına düşüncesizce tüketen insanlara katıldığım kadarıyla yabancılaşıyorum kendime. Kabul günlerinde, lokantalarda, “genç odaları”nda, havaalanlarında çöp kutularına yığılıyor şık kâğıt peçeteler, havlu rulo demetleri. Ormanları bu yolla tüketmekten uzak durmanın bir yolu bulunmalı, vardır. Yazarlar Birliği’nin Sultanahmet’teki merkezinde Sennur Sezer’le sohbet ederken gözüm elindeki bez mendiline takılıyor, söyleyeceğim sözü unutuyorum. Sürekli yanan, kül olan ormanları, kuruyan, kökü kazınan ağaçları koruyup gözeten bu “direnişiyle”, sanki yeniden tanıyorum Sennur Hanım’ı.
II - Kâğıt mendiller, peçeteler buruşup atıldıkça ellerimizden çöp kutularına, kuruyan bir ağacın, esasında kendi ruhumuzun katline katılmış oluyoruz. Bu hissiyatı İbrahim Tenekeci’nin şiirlerinde de yakalıyorum sıklıkla.
Otların ve çiçeklerin, ağaçların ve kırların dünyasını şehir hayatı içinde bile yakalıyor olmak, şairin mahareti. Tenekeci’nin şiirlerinin yanı sıra denemelerini okurken de yenilendiğimi, yer değiştirerek hayata daha duru bir iklimden bakmaya başladığımı duyuyorum.
Tenekeci’nin Uçuş Denemeleri isimli kitabında yer alan, dedesine ilişkin olarak kaleme aldığı şu paragrafı aktarmalıyım: “Geyve’deki vişne ağaçlarına inanılmaz bir sempati besliyorum.
Yazının devamını okumak için tıklayın.