1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | İletişim 03 Eylül 2010 Cuma 06:42
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Sitemiz saat 13:00'dan sonra güncellenmektedir.
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Cihan Aktaş SINIR YAZILARI 08.09.2008
Cihan Aktaş
Şehitlik, kader, tevekkül...
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Cihan Aktaş - Şehitlik, kader, tevekkül... Cihan Aktaş - Şehitlik, kader, tevekkül... Cihan Aktaş - Şehitlik, kader, tevekkül... Cihan Aktaş - Şehitlik, kader, tevekkül... Cihan Aktaş - Şehitlik, kader, tevekkül... Cihan Aktaş - Şehitlik, kader, tevekkül... Cihan Aktaş - Şehitlik, kader, tevekkül... Cihan Aktaş - Şehitlik, kader, tevekkül...
Cihan Aktaş köşe yazılarını web sitenize ekleyin

Ramazan günleri anaların gözyaşlarına boğulduğu asker ölümleriyle başladı. Ölümlerin hemen arkasından gözü yaşlı analar ya da ağlamama azmini ifade eden eşler ekranlarda bir kez daha terörü lanetlediler. “Bir insanın haksız yere ölümü bütün âlemin ölümü gibidir”, dinimize göre. Aynı zamanda, ayet-i kerime ile ifade edildiği üzere (Al-i İmran; 169-171) , şehit olanın hakikatte ölmediğine inanması beklenir müminlerin.

Dinî terminolojiye ait bir kavram olan “şehitlik mertebesi” bunca yaygın kullanılmaktayken resmî törenlerde, şehit analarına, bacılarına kamusal alanda ‘alt hizmetli’ konumunun uygun görülmesini nasıl açıklamak gerek... Başörtülü kadının oğlu dualar okunarak şehit olmaya uğurlanırken, aynı kadının ‘türbanlı’ kızına ‘laik kamusal alan’ın kapılarının kapalı olabilmesi, fazlasıyla belirgin, buna karşılık hakkında suskun kalınan bir çelişki.

“Hakkında konuşamayacağımız şeyi, konuşmaksızın geçiştirmeliyiz”; Parmenides’in kuralıydı bu. Fakat ağıtları duymazdan gelemiyoruz, o ağıtların içinde, ortasındayız. Laikçi kesimler başörtüsünü kamusal alanda istemiyor; fakat iş başa düştüğünde bir tür kutsiyet ima eden kelimelerin karıştırıldığı müphem cümlelerle teselli ediyorlar, beyaz tülbentli, hatta “türbanlı” “anaları bacıları.”

“Şehadet”, bu toprakların biriktirdiği derin kültürün anahtar kavramlarından biridir. Fakat şehitliğin büyük bir pâye olması, insan canının ucuzlatılmasının bir nedenine dönüşmemelidir. Yaşadığımız coğrafyada insan canının bunca ucuz olduğu varsayılmasaydı, Irak’ta neredeyse her gün elli-altmış kişinin öldüğüne dair haberleri duymaya devam eder miydik?..

Bu konunun bir hayli yanlış anlaşılmaya yatkın olduğu açık. Sürekli bir kutsallaştırma, sürekli bir şehitlik övgüsü... Normal şartlar altında bir karıncayı bile incitmeyecek kadar mahlûkata saygılı olabilecek gencecik insanların şehit olup olmadığına karar verecek olan, elbette ki o canların Yüce Yaradan’ı. Beni rahatsız eden, çoğu yoksul ve karakalabalık olarak adlandırılan kesimlere mensup ailelerin, neredeyse yirmi beş yıldır hayattaki en büyük hazineleri olan evlatlarını ‘göğ ekini biçer gibi’ teröre kurban vermeye devam etmesinin bir ‘kader’ gibi görünmesi...

Orası öyle, bu toprakların anaları yüzyıllardır Türkçe, Kürtçe ya da başka bir dilde konuşan oğullarını Yemen’den Fizan’a, Trablusgarp’a cephelere göndererek, ağıtlar yakmaya alışkın. Bu alışkanlığın bir kaynağı da şehadet kadar dinî terminolojiye ait, gelgelelim laikçi, dünyaperest bir yaklaşımla pekâlâ ‘kadercilik’ olarak adlandırılabilecek tevekkül kavramı...

İnsanımızın geleneksel olarak taşımaya devam ettiği tevekkülün ülkemizin yönetici seçkinleri tarafından nasıl rastgele kullanıldığını defalarca anlattı Taraf’taki yazılarında, Rasim Ozan Kütahyalı. Yasin Aktay Yeni Şafak’ta aynı bağlamda bir yazı yazdı. (Laiklik ve Şehitlik, 30 Ağustos 2008) Her iki yazarın da altını çizdiği en önemli husus, dinen kutsal kavramların laik kurumlarımızca onlarca yıldır terörle savaşta yaygınlıkla kullanılmasının getireceği sakıncalar...

Aktay’ın yazdığı gibi: Laik devlet kendini korumak için bir savaşı sürdürmeye ihtiyaç duyabilir. Fakat, bunu “laik” bir terminolojiyle gerçekleştirmesi gerekmez mi?

Gelgelelim, Habermas’ın modern kamusal alan tanımlarına ilişkin açıklamalarıyla yetinemez olmasına şaşılmaması gereken bir ülke, Türkiye.

Baskınlar hiç tükenmiyor. Kırımlar sona ermiyor. Savaşı sorgulamaya başladığınızda, bunun gerisinde silah şirketlerinin, bölgemizde alçak veya orta gerilimli savaşların sürüp gitmesinde çıkarları olan devletlerin ve global planda egemen güçlerin rolleri apaçık görünüyor.

Büyük çatışmaların, düşmanlıkların ve ayrılıklara, ölümlere yol açan husumetlerin başlıca kaynağı, açlıklara ve toplu kıyımlara da yol açan zengin yeryüzü kaynaklarına sahip olma hırsı.

Türkiye’nin en zengin tabii kaynağı ise gençleri sanki.

Oruç günlerinin başladığı gece, evladını teröre kurban veren kadının acısı Türkçe ve Kürtçe kelimelerle yakıcı bir ağıta dönüşüyordu, ekranda. Önlerine belki hayatta ilk kez mikrofon tutulan “şehit anaları” yine de çoğunlukla vazgeçmiyor kardeşlik dileğinden, barıştan. Yabancısı oldukları kamusal alana yayılıyor “mütevekkil” sözleri... Bir toplumun derin varlığının ve duyuşunun haritasına dönüşüyor yüzlerindeki çizgiler.

Bu yaslı kadınların ağıtlarına daha yakın bir mesafeden kulak vermek gerekiyor.

 

Diğer Cihan Aktaş Makaleleri:
  1. CHP ve İran tarzı başörtüsü - 30.08.2010
  2. Hrant Dink ve annem - 23.08.2010
  3. Oruç misafiri - 16.08.2010
  4. Negatif ayrımcılık her yerde - 09.08.2010
  5. “KUZEY” VE İŞKENCE - 02.08.2010
  6. Çoban ve referandum - 26.07.2010
  7. Sinemanın Bosnalı kadınlara borcu - 19.07.2010
  8. Dağ yolcusunun dersleri - 12.07.2010
  9. Öğrenme yolları ya da Angelika - 05.07.2010
  10. Kürt meselesinde özeleştiri zamanı - 28.06.2010
  11. Bir yerin bir insana dönüşmesi - 21.06.2010
  12. Sahnede utanma sebebi, çocukla - 14.06.2010
  13. Bu çağın kahramanlığı - 07.06.2010
  14. Kalabalıkların yürüyüşü, nereye... - 31.05.2010
  15. İran’ı dünyadan yalıtmak - 24.05.2010
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Biz yaşadık, gelecek nesiller yaşamasın diye
  Neye ‘Evet’ diyeceksiniz
  12 yıl önce aslında ne oldu
  Beşiktaş’tan son dakika golü
  Yobo geçmişi çoktan unutmuş
  Guus Hiddink’ten teknik açıklamalar
  Uğur İnceman imza attı
  Arjantinli, Florya’yla tanıştı
  12 Dev Adam dörtte dört yaptı, liderliği garantiledi
  Pakistanlı kriketçi rolünü de kaybetti
  Mourinho zaman istedi
  İnsanlar tırsmakta haklı
  Zorba tam bir güneş insanı
  Gabor rahatsızlandı ve yine hastanede
  Michael Douglas kanseri yenecek

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 02.09.2010
Başörtüsü
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 02.09.2010
[Kölelikten Türklüğe]
ARADA
Markar Esayan - 02.09.2010
Bu saklambaçta ebe nerede
NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı - 02.09.2010
Fötr ve kasket
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 02.09.2010
Öcalan Suriye’den nasıl çıkarıldı -1
SİVİLAY ABLA
Dr. Sivilay Genç - 02.09.2010
EVET oyu AKP ilişkisi
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 02.09.2010
Sürgün
MEO VOTO
Mithat Sancar - 02.09.2010
Barışın dili
ARAYIŞ
Erol Katırcıoğlu - 02.09.2010
Biz burnumuzu sokacağız, bilesiniz
EŞİKTEN EŞİĞE
Fikret Doğan - 02.09.2010
Futbolcular ve fahişeler
ÇAYLAK RAPORU
Uğur Karakullukçu - 02.09.2010
Kendi ligine yabancılar
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Köşe Yazısı: Şehitlik, kader, tevekkül... - Cihan Aktaş
03.09.2010 06:42:35