Onlar beni her zaman oyunlarına davet ediyorlar, ama
Tehlikeli Oyunlar’ı görmek bir türlü kısmet olmadı. Ben onlara gidemedim, onlar Tahran’a geldi; Fecr Tiyatro Festivali için.
Bugünlerde Tahran’da devrimin 31. yıldönümü kutlamaları dolayısıyla tiyatro ve film festivalinin oluşturduğu bir şenlik havası hâkim. Geçen hazirandaki seçimlere yönelik olarak süren protestoların festivali de etkileyeceği söyleniyordu, ama anlaşılan pek çok grup, “katılımcı protesto”yu tercih etmiş.
Seyyar Sahne’nin sunduğu
Gılgamış’ı Şehir Parkı Tiyatrosu salonunda, ilgili bir seyirci topluluğu içinde izledim. Bildiğimiz ölümsüzlüğün ilacının peşinde dünyayı dolaşan
Gılgamış, Seyyar Sahne’nin sunumunda dostluğu öne çıkaran bir yorumla, yeni bir kişilik kazanıyor.
Gökyüzünden saçları olan, “karalarda ve denizlerde her şeyi yalnız ben bilirim, yalnız ben” diye dolaşan büyük yapı ustası ve savaşçı Gılgamış, korkudan titretmektedir Uruk’u. “Gök Tanrısı Anu”, halkın duaları üzerine Gılgamış’ın acımasız yönetimini dizginleyebilmek için Enkidu’yu yaratır ve dünyaya, bozkırın ortasına gönderir.
Uzun zaman geçmez, Uruk’a gelir Enkidu ve Gılgamış’la yeri göğü titreten bir kavgaya tutuşurlar. İki güçlü adam arasındaki kavgayı barış, dostluk, şenlik, huzur günleri izler. Kentte asayiş içinde geçen günlerde Enkidu’yu saran can sıkıntısı, sedir ormanlarında azılı canavar Humbaba’nın öldürülüşü, nihayet Enkidu’nun (dostun) ölümü.
Yazının devamını okumak için tıklayın.