Kendinden menkul “Türk sosyetesi”nin, dünya sosyetesine Türkiye’yi tanıtma iddiasına sahip bir mensubu, “bu ülke”yi (yani aynı zamanda Cemil Meriç’in de ülkesi olabilecek kadar geniş bir ülkeyi) dünyaya yanlış tanıttığı için ‘türban’ı sevmiyormuş. “Modern kafalı birçok kadınımız var. Onları kullanmalıyız. Ama peşin söyleyeyim türbanlı olanları değil. Ben türbana karşıyım. Türban olayının özgürlük ve demokrasi kavramlarıyla uyuşmadığını ve Türkiye'nin imajını kötü yönde etkilediğini düşünüyorum” diye ifade ediyor görüşlerini. (Sabah Cumartesi, 2 Temmuz 2005)
Cumhuriyet tarihi boyunca ‘ulusalcı’ olarak adlandırılabilecek Türk kadın derneklerinin en önemli etkinlik alanı ve hedefi, Türk kadınının Batı dünyasındaki temsilini başörtüsünden kopartma ülküsü etrafında biçimlenmiştir. Yine de Türk kadını, Batı ya da Doğu ülkelerinde farklı bir şekilde tanınır. Batı ülkelerinde Türk kadını bütün ayırmaya dönük çalışmalara karşılık, sıklıkla İranlı ve Suudi Arabistanlı kadınlarla aynı bağlamda, aynı fotoğraf kareleri içinde değerlendirilir. Bütün aktif verileri unutturacak kadar baskındır ve çekici görünür o fotoğraf karesi işte: Dünyayı kafesli balkonların gerisinden, birer Rossetti tablosundan düşmüş gibi mahmur gözlerle izleyen, aynı zamanda maço Türk erkeğinin aşağılamalarına maruz kalan acınası mahlûklardır Türk kadınları, bu ele alışta...
Doğu ülkelerinde ise Türk kadını, neredeyse elli yıldır Türk edebiyatının kahramanları ve sinema yıldızları kanalıyla anlaşılmakta.
Bakü’de yaşadığım yıllarda, Rus Dili ve Edebiyatı bölümünde öğrenci olan komşu kızı Ayten bir gün, “Bizim duyduğumuza göre Türkiye’de Türkan Şoray ağladığında bütün kadınlar ağlar, güldüğünde ise gülerlermiş, doğru mu bu,” diye sormuştu.
Yazının devamını okumak için tıklayın.