1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
Reklam | Künye | İşbirliği | İletişim 03 Eylül 2010 Cuma 06:39
Haber Ara :
Taraf Gazetesi
Sitemiz saat 13:00'dan sonra güncellenmektedir.
Anasayfa Ekonomi Politika Güncel Dünya Spor Yaşam Bilim ve Teknoloji Kültür ve Sanat Eğitim E-Gazete Yazı Dizisi Her Taraf Yazarlar  
Cihan Aktaş SINIR YAZILARI 07.08.2008
Cihan Aktaş
Üç kızkardeş
Yazdır
Yazıyı Paylaş:
Cihan Aktaş - Üç kızkardeş Cihan Aktaş - Üç kızkardeş Cihan Aktaş - Üç kızkardeş Cihan Aktaş - Üç kızkardeş Cihan Aktaş - Üç kızkardeş Cihan Aktaş - Üç kızkardeş Cihan Aktaş - Üç kızkardeş Cihan Aktaş - Üç kızkardeş
Cihan Aktaş köşe yazılarını web sitenize ekleyin

“Üç” olunca sayı, bereket de artıyor. Kardeş ilişkilerinde de bu böyle. Üç kızkardeş, ikili gruplar halinde birbirini zenginleştiren ilişkileri yansıtıyor. İki kızkardeş, seçenekten yoksun olmak demek. Sadece bir tek kızkardeşin varsa, onda var olanla yetinmeli, onu idare etmelisin.

Üç Kızkardeş, önceki hafta sonu Fatih’te Kitap Rengi isimli kitap-konferans salonunda son romanım etrafında gerçekleşen toplantı sırasında, yeniden girdi gündemime.

Onları en az yirmi yıldır tanıyorum: Çağlayan, Güler ve Fatma Ömerustaoğlu.

Hangisi Çehov’un Üç Kızkardeş’inin Olga’sına karşılık geliyor; hangisi daha çok “Maşa” ya da İrina…

Olga sanki sabahtan akşama kadar ders verdiği için başağrısı çeken, daha otuzuna varmadan gençliğinin eriyip gittiği hissi karşısında durmadan büyüyen hayal gücüne yaslanarak neşesini koruyan Çağlayan olmalı. Büyük Abla.

Güler ise adeta “Profesör olacağa benzeyen”, melankolikleşmeye yatkın, hayatın bir inanca sahip olmakla anlam kazanacağını düşünen, ayrıca ailenin selameti konusunda teyakkuz hali içinde görünen, incelikten yoksun davranışlarda bulunan insanlar karşısında kolaylıkla üzüntüye kapılan ortanca; Maşa.

Fatma’ya ister istemez ablaları tarafından çocuk gözüyle bakılmanın sıkıntılarını yaşayan İrina olmak kalıyor. “Alın teri dökerek çalışmanın ne olduğunu bilmediğimiz için neşelenemiyor, hayatı karanlık görüyoruz.” İrina hayatın anlamını sanki Tolstoy’un kahramanı Levin’in cümleleriyle açıklıyor. Gelgelelim bu cümleleri hayata taşımak istediğinde, kendini güçsüz hissetmeye başlıyor.

Çehov’un Üç kızkardeş’i gibi “çalışmanın hor görüldüğü” bir ailede doğmadı Ömerustaoğlu kardeşler. Ordu’dan tahsil görmek için geldikleri İstanbul’da, arkalarında pek de aile desteği olmadan, birbirlerinden güç alarak ayakta durmayı başardılar.

Ordu’da liseyi bitiren Çağlayan, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi’ni kazandı ve 1983’te başladığı bu fakülteyi başörtüsü yasakları nedeniyle iki kez okuldan atıldığı halde, aflardan yararlanarak 1994’te bitirdi. Çeşitli dergilerde edebiyat eleştirileri kaleme aldı. Dershanelerde ÖSS hocası olarak çalıştı, yayınevlerinde redaktörlük yaptı. Bir radyoda sinema programı sundu. Kitap Rengi’nin kurucularından. Halen özel ders vermeyi sürdürüyor. İki çocuk annesi.

Güler orta ve lise eğitimini İstanbul’da tamamladı. O da ablası gibi başörtüsü yasağının uzattığı bir süreçte İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden mezun oldu. M.Ü. İktisat Tarihi Bölümü’nde yüksek lisansını tamamladı. Öğrencilik yıllarından itibaren eğitim camiasında çalıştı. Mezuniyetinin ardından özel eğitim kuruluşlarında idarecilik ve yöneticilik yapmayı sürdürdü. Vakıf ve derneklerde tarih seminerleri verdi. Radyo ve televizyonlarda programlar yaptı. Çeşitli dergilerde müstear isimle yazılar yazıyor.

Fatma ise 90’ların başlarında Birleşik Dağıtım’da Kitap Salonu yöneticiliğiyle başlayan iş hayatını kitabın okuyucuya ulaşmasına aracılık eden kurum, kanal ve etkinliklerde görev yaparak sürdürdü. Ön lisansını Harran Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Akademisi İşletmecilik Bölümü’nde tamamladı. İSMEK AB Komisyonu Proje Üretme Sorumlusu, Fikir Dünyası dergisinde genel koordinatör, Kitap dergisinde editör olarak çalıştı. İzlenim dergisinde sinema yazıları yazdı. Üç kızkardeş arasında Kitap Rengi’nin kurulmasında en ağır yükü üstlenen de o oldu.

Üç kızkardeşin ortak zevki ve enerjisi, çoğunluğu öğretmenlerden oluşan dokuz kültür neferinin omuz omuza vererek açtığı bir mekânın hayata geçmesini getirdi.

Kitap Rengi, öylesine seçilmiş bir isim değil; raflarda bulunan kitapları incelerken bunu fark ediyorsunuz. Piyasanın dayattığı kitaplardan ziyade, temel eserler ve klasikler tercih edilmiş. Türkiye’de kitap ve gazete dağıtımı alanında mevcut merkez-çevre şeklindeki bölünmenin geçerli olmadığı bir kitap yurdu burası. İyi ve okunmaya değer kitap, medya ve piyasa tarafından dayatılan başlıklara yeğ tutuluyor. Fatih semti söz konusu olduğunda akla gelebilecek hidayet romanları da ticari kaygılarla ön plana çıkarılmamış. Dikkatli bir edebiyat okuru olan Çağlayan’ın evindeki kütüphanenin havasını bu mekâna taşıdığını söylemek mümkün pekâlâ.

Kitap Rengi, kamusal alanda yasaklanan başörtüsüne rağmen, başörtülü genç kızların ve kadınların yıllar alan ısrarlı çalışmalarının verimlerini günün birinde görebileceklerini gösteren başarılı bir örnek. Başörtüsü kamusal alanda yasaklı diye, yas psikolojisine girmek gerekmiyor ille de…

 

Diğer Cihan Aktaş Makaleleri:
  1. CHP ve İran tarzı başörtüsü - 30.08.2010
  2. Hrant Dink ve annem - 23.08.2010
  3. Oruç misafiri - 16.08.2010
  4. Negatif ayrımcılık her yerde - 09.08.2010
  5. “KUZEY” VE İŞKENCE - 02.08.2010
  6. Çoban ve referandum - 26.07.2010
  7. Sinemanın Bosnalı kadınlara borcu - 19.07.2010
  8. Dağ yolcusunun dersleri - 12.07.2010
  9. Öğrenme yolları ya da Angelika - 05.07.2010
  10. Kürt meselesinde özeleştiri zamanı - 28.06.2010
  11. Bir yerin bir insana dönüşmesi - 21.06.2010
  12. Sahnede utanma sebebi, çocukla - 14.06.2010
  13. Bu çağın kahramanlığı - 07.06.2010
  14. Kalabalıkların yürüyüşü, nereye... - 31.05.2010
  15. İran’ı dünyadan yalıtmak - 24.05.2010
 Tüm makaleleri >>

 
 
Haberler:
  Biz yaşadık, gelecek nesiller yaşamasın diye
  Neye ‘Evet’ diyeceksiniz
  12 yıl önce aslında ne oldu
  Beşiktaş’tan son dakika golü
  Yobo geçmişi çoktan unutmuş
  Guus Hiddink’ten teknik açıklamalar
  Uğur İnceman imza attı
  Arjantinli, Florya’yla tanıştı
  12 Dev Adam dörtte dört yaptı, liderliği garantiledi
  Pakistanlı kriketçi rolünü de kaybetti
  Mourinho zaman istedi
  İnsanlar tırsmakta haklı
  Zorba tam bir güneş insanı
  Gabor rahatsızlandı ve yine hastanede
  Michael Douglas kanseri yenecek

 BUGÜNKÜ YAZARLAR
KUM SAATİ
Ahmet Altan - 02.09.2010
Başörtüsü
OKUMA NOTLARI
Halil Berktay - 02.09.2010
[Kölelikten Türklüğe]
ARADA
Markar Esayan - 02.09.2010
Bu saklambaçta ebe nerede
NEDEN OLMASIN
Nabi Yağcı - 02.09.2010
Fötr ve kasket
MANİFESTOM
Yıldıray Oğur - 02.09.2010
Öcalan Suriye’den nasıl çıkarıldı -1
SİVİLAY ABLA
Dr. Sivilay Genç - 02.09.2010
EVET oyu AKP ilişkisi
YENİ AVRUPA
Sezin Öney - 02.09.2010
Sürgün
MEO VOTO
Mithat Sancar - 02.09.2010
Barışın dili
ARAYIŞ
Erol Katırcıoğlu - 02.09.2010
Biz burnumuzu sokacağız, bilesiniz
EŞİKTEN EŞİĞE
Fikret Doğan - 02.09.2010
Futbolcular ve fahişeler
ÇAYLAK RAPORU
Uğur Karakullukçu - 02.09.2010
Kendi ligine yabancılar
Anasayfa | Ekonomi | Politika | Güncel | Dünya | Spor | Sağlık | Yaşam | Bilim ve Teknoloji | Kültür ve Sanat | Eğitim | Yazı Dizisi | Her Taraf | Yazarlar
Reklam | Yazarlar | Künye | Haberler RSS | Yazarlar RSS | E-Gazete

Köşe Yazısı: Üç kızkardeş - Cihan Aktaş
03.09.2010 06:39:10