Sporla hayatı birleştiren bağları didiklemeye niyetliyseniz eninde sonunda - ama mutlaka- "yeni icat çıkarmakla" suçlanırsınız. Sporun hayatın farklı alanlarındaki kökleri istediği kadar aleni ve hayati olsun, birileri çıkar ve "cık cık cık" ritmi eşliğinde aynı şarkıya başlar. Bazen karşınızdakinin o kadar rahatsız olduğunu hissedersiniz ki, aslında bir damara basmakta olduğunuzu ister istemez fark edersiniz. "Bir kadın çıkardınız, olmaz bayandır o" diyen kaşlarını çatan federasyon başkanının ya da veteran spor yazarının öfkesi, "dünyanın en şaşkın penaltısı, bayandan" diye başlık atan spor sitesinin "oh bayan yapmış, oh kadınlar futbol oynayamaz" minvalli isteri krizi, "spora politika sokmayın arkadaşım" diye söylenen anonim kardeşler korosunun hiddeti bu rahatsızlığın kaynağını merak ettirir.
Hayatta sınıf çelişkisini görmeden çok az şeyi anlayabilirsiniz, spor da bu anlayabilecekleriniz arasında değildir. Modern sporların tarihi, aslında ezenlerin ve ezilenlerin tarihidir. 19. yüzyıl sonunda keyfi için spor yapan zengin amatörlerin, ekmek parası için spor yapan işçi sınıfı profesyonelleri spor alanlarından kovma çabasını, Olimpiyatlar'daki profesyonel sporcu yasağının sırf bu yüzden konulmuş olmasını başka neye dayanarak açıklayacaksınız? Ya da bugün yıllık ücreti bir asgari ücret olan o şifreli kanallarda ağızlarında cips kırıntılarıyla Premier Lig izlerken "spora siyaset sokmayın" diye söylenenler, o izledikleri Manchester United'ın, Arsenal'ın, West Ham'ın işçiler spor yapmasın diye üyelik aidatlarını işçi maaşlarının altı katına yükselten İngiliz burjuvazisine karşı kurulduğunu nasıl yadsıyacaklar?
Haydi tarihi bırakalım, günümüze bakalım.
Yazının devamını okumak için tıklayın.