Van depreminin simgelerinden biri olan küçük Yunus enkazdan çıkarılırken bir haber kanalı, “Yunus şoktaydı birkaç kelime konuştu ama anlaşılamadı” diye nakletti vaziyeti.
Meğer Yunus gayet anlaşılır konuşmuş...
Meğer o “anlaşılamayan dil” Yunus’un anadiliymiş...
Ama Yunus’un anadilinde yani Kürtçe konuşabileceği akla bile gelmemiş.
“Mirim, mirim...” diyormuş Yunus o esnada, yani “Ölüyorum, ölüyorum...”
Bunu kimseye çakma derdiyle yazmadım.
Kötü niyetli olmasak bile bilinçaltımıza işlemiş “inkârın” şahane bir misali olduğu için anlattım.
Cezaevinde, Meclis’te, okulda, şurada burada öyle kanıksatmış ki sistem hepimize “Vatandaş Türkçe konuş”, “Türkçe konuş çok konuş”, “Anlaşılamayan bir dilde konuştu” saçmalıklarını, bir Kürt çocuğunun anadilinde can çekişebileceğini bile tahayyül edemiyoruz.
Herhalde yeryüzünün en politik depremini yaşadık.
Bir yanda ortamı fırsat bilen ırkçı, faşistler; diğer yanda yardım için çırpınıp yüreğimizi az da olsa soğutan fedakâr insanlar.
Yani hasta ruhlar ve yüce gönüllüler...
Tıpkı 17 Ağustos depreminin “7.4 yetmedi mi?” hastaları gibi bu kez de en hafif manyaklıklarıyla “Oh olsun”cular vardı sahnede.
Üstelik bu hasta ruhların pek de az olmadığını, en azından seslerinin cüsselerine göre gayet iyi çıktığını gördük.
Bir yanda, “Taş atmaya gelince varlar, yardıma gelince yoklar” sözleriyle BDP’ye manasız bir eleştiride bulunan bir Başbakan, diğer yanda küçük Yunus ambulansla kara yoluyla Ağrı’daki hastaneye götürüldü diye “Yunus’u öldürdüler” insafsızlığında yayın yapabilen BDP’ye yakın Özgür Gündem gazetesi.
Yazının devamını okumak için tıklayın.