Ne acı değil mi, bu toprakların çocukları olarak hepimiz aslında Hrant Dink’in neden öldürüldüğünü, neden gerçek katillerinin bulunamadığını, neden asla bulunamayacağını en başından beri biliyoruz.
Siyasetçisi, hukukçusu, gazetecisi, polisi, askeri, doktoru, mühendisi, çiftçisi, işçisi, öğretmeni, öğrencisi, entelektüeli, simitçisi hepimiz her şeyi biliyoruz.
Kimimiz konuyla ilgili tüm ayrıntılara hâkimiz, kimimiz belki sadece olayı biliyoruz ama fark etmiyor.
Kimimiz AKP’li, kimimiz CHP’li, MHP’li veya BDP’li, kimimiz sosyalist, kimimiz İslamcıyız ama hepimiz siyasi kimliğimizden bağımsız biçimde bu memleketin insanı olarak “aslında” ne olduğunu biliyoruz.
Bu “bilme” durumu verili bir şey bizim için, burada yaşamaktan kaynaklanan doğal bir “hissetme” hali adeta.
Hepimizin bildiği şu: Bu memleketin bir yurttaşı Ermeni olduğu için öldürüldü. Bu cinayet devletin Ermeni düşmanlığı geleneği nedeniyle işlendi ve gerçek failleri belirsiz diğer siyasi cinayetler arasındaki yerini alacak. Nokta.
Bazılarımız haklı olarak isyan edip, “bu dava böyle bitmez” misali haykırıyoruz ama aslında gayet iyi biliyoruz ki “bu dava böyle bitecek”.
Cinayetten sonra mecburen başlayan hukuk sürecinin en başında da biliyorduk neler olacağını, beş sene sonra bugün de aynı noktadayız.
Davanın, adına devlet dediğimiz o sistemin sonsuz “direnciyle” karşılaşacağını adımız gibi biliyorduk.
Öyle de oldu...
O direnç, bu devletin İttihat-Terakki ruhundan kurtulmasına karşı gösterilen dirençtir.
Yazının devamını okumak için tıklayın.