Son hatırladığım sahne şöyleydi.
Ben, “Hayır! girme içeri... dışarı, dışarı!” diye bağırdım ve evin kapısını hızla kapattım.
O esnada kilide takılı duran anahtarlar kapanmanın şiddetiyle yer çekimine yenik düştü.
Ve yer cücesi kıvamındaki o minik canavar suratıma “neşen bilir arkadaşım” der misali bakıp anahtarları kaptığı gibi topukladı.
Vaka maalesef bizim evde geçiyor kıymetli okur.
“Ben” evin kapısında kalan ve yazı yazmak zorunda olan şahsiyet oluyorum.
Yer cücesi ise bir ay kadar önce evimizin diğer mukimi tarafından ölmek üzere olduğu gerekçesiyle hayatımıza kazandırılan yavru bir sokak köpeği.
Hikâyenin en dramatik yanı ise, bu canavara mama vermek için dışarı çıktığım için kıyafetimin kesinlikle “şık” sayılamayacağı (bununla ilgili ayrıntılar birazdan).
Hollywood filmlerinden kaptığım tüm numaraları denedim önce.
Hiçbiri işe yaramadığı gibi en son kredi kartıyla kilidin dilini şık diye düşürme numarasında kart araya sıkıştı. Çıkartmaya çalışırken de yamuldu, ha kırıldı ha kırılacak halde öylece sıkıştığı yerde bıraktım.
Üstelik asgari ödemesi en düşük kredi kartımdı.
Hızla bir çözüm bulmam gerekiyordu. Aksi takdirde köşemde “Yazarımız, evinin anahtarları yavru bir köpek tarafından çalındığından yazısını yazamamıştır” ibaresi çıkması kaçınılmazdı.
Galiba üç seçeneğim vardı.
Biiir... Yeryüzünün en yaramaz dolayısıyla en hızlı koşan yaratığı olduğunu dosta ve düşmana ispatlayan küçük canavarı yakalayıp, anahtarları almak.
İkiii... Çilingir çağırmak veya kapıyı kırmak.
Üüüç...
Yazının devamını okumak için tıklayın.