Gündüz muhtesem bir Anadolu korosunun sarkilarini, türkülerini, danslarini izledim televizyonumda...
Gece ayni televizyon bana Anadolu meydan muharebesinden sahneler gösteriyordu...
Gündüz Bursa’nin Kiliç Kalkan’i ile Diyarbakirli pamuk isçilerinin türküleri bir gökkusaginin renkleri gibiydi ekranimda.
Gece Diyarbakir-Bursa maçindaki tarifsiz öfkenin görüntüleri lök gibi bogazima oturdu. Ne yapmistim biliyor musunuz gündüz?
Anadolu’nun Kayip Sarkilari adli belgeselmüzikalin uzun metraj filmini izlemistim.
Her görüntüsüne, her sarkisina, türküsüne, gerçek Anadolu insanina hayran kalarak. Mardin’in Süryani ilahileri, Tokat’in semahi, Bingöl’ün Kartal Dansi, Trabzon’un Horon’u, Diyarbakir’daki pamuk isçilerinin türküleri, Bursa’nin Kiliç Kalan’i, Kars’in âsik atismasi, Mugla’dan Roman havalari, Istanbul’dan Ermeni ve Rum sarkilari...
Binlerce yillik Anadolu kültürünü bugüne tasiyan son sesler...
Hepsi biraradaydilar, Nezih Ünen’in yönetmenliginde hayat bulan proje sayesinde. Ne anladin seyrettiginden, tek cümlede özetle bakalim dense, “Anadolu kültürünün müzikal mitingi” derdim.
Geçen yil Nezih Ünen’le tanistigimizda, “Oyuncular Anadolu halki, bir senaryo yok. Anadolu yazmis biz çektik sadece” demisti.
Gerçekten öyle ama projenin arkasinda Ünen’in sekiz yil boyunca harcadigi büyük emek var elbette.
Çekimler için yaklasik 40 bin kilometre yol yapmis Anadolu’da, yani yaklasik bir dünya turuna bedel.
Çektigi onlarca otantik dans, müzik ve performanstan bazilarini seçip yillar süren bir çalismadan sonra montajlamis.
Ve ortaya benim simdiye kadar esine rastlamadigim bir is çikmis.
Projenin kültürel önemi çok büyük elbette. Ama asil önemli yanini, Diyarbakir’da taslanan Bursasporlulari televizyonda yüregim burkularak izlerken fark ettim.
Anadolu’nun Kayip Sarkilari bu memlekette baris içinde birarada yasamanin mümkün oldugunu, Anadolu’da yüzlerce yildir bunu basaran halklar oldugunu anlatiyordu aslinda.
Çokkültürlülügü, çesitliligi ve toplumsal barisi, basrolünde memleket insanin oynadigi karelerle en yalin haliyle gösteriyordu.
Geriye sadece, “Birileri gölge etmesin yeter!” demek kaliyordu.
Çünkü o gölge giderek ayriligin karaltisini sokuyor genç zihinlere.
Herhalde egitim sisteminin tezgâhindan geçmis bir memleket evladi oldugum için, böyle gerilimin zirve yaptigi zamanlarda “biz ayrilamayiz” kivaminda hüzünlü bir milliyetçi oluveriyorum.
Izmir’de DTP’lilerin taslanmasi, Diyarbakir’da Bursalilara saldirilmasi gibi olaylardan sonra toplumdaki kini daha da büyütmemek için ayrilmanin evla oldugu yorumlarina katilamiyorum.
Aklim onayliyor aslinda, Kürtlere esit haklari vermeyeceksek sonuçta baska yol kalmayacagini.
Ama yüregim kabul etmiyor iste bir türlü.
Ve yüregi benim gibi bunu kaldiramayan herkese Anadolu’nun Kayip Sarkilari ’na park etmelerini tavsiye ediyorum.
Geçtigimiz yillarda yanilmiyorsam Istanbul Film Festivali’nde gösterilmisti proje.
Hatta Babylon’da da Nezih Ünen müzisyen arkadaslariyla bir de konser vermisti.
Ikisini de kaçirmistim.
Ama simdi Anadolu’nun Kayip Sarkilari bu cuma gösterime giriyor sinemalarda.
Çarsamba gecesi de galasi var, kesinlikle orada olacagim.
Herkese de tavsiye ederim.
Özellikle de yasananlara bakip, kim daha hakli diye laf yaristiranlara.
Gidip izleyin, içinizdeki öfkeyi sogutun biraz... oraldem@gmail.com