Çobanları terörist, katırlarla sınırı geçen PKK’lıları çoban sandılar...
Kekik toplayan köylüyü terörist, karakol basmaya gelenleri kaçakçı sandılar...
Küçük Ceylan’ı, 12 yaşındaki Uğur Kaymaz ile babasını terörist sandılar...
Daha geçen gün Mardin’de su tesisatçısı köylüleri ellerinde su borusu var diye terörist sandılar...
Şimdi de sigara kaçakçılığı yapan sınır köylülerini terörist sandılar...
Bazen de PKK sanıyor...
Reno araba görünce içindeki dört genç kızı polis sanıyor, öldürüyor.
Sanmak mı?
Yani zannetmek... Ya da farz etmek.
Hani küçük hatalar yapınca, cümle içinde “hadi yaa ben öyle sanmıştım, kusura bakma” diye kullandığımız sözcük.
Memlekette ise eli silahlı iktidar sahipleri sanıyor, zannediyor, farz ediyor ve birileri ölüyor.
Çocuklar, yaşlılar, genç erkekler, genç kızlar, köylüler “sanılma kontenjanından” üçer, beşer, otuz beşer ölüyor.
Ve iktidar sahipleri sanki sinema seansının saatini yanlış sanmış misali gayet pişkin kıvamda “hadi yaa onlar terörist değil de insan mıydı (hadi ya onlar polis değil de insan mıydı) kusura bakmayın” diyebiliyor.
Baksanıza “Kasıt yok, hata var” demiş hükümetin sözcüsü.
Sanki hükümet sözcüsü değil de maçta yanlış karar veren hakemi eleştiren futbol yorumcusu.
Böylece kendi vatandaşlarının savaş uçaklarıyla bombalanmasının haberini bilmem kaç saat sonra “bomba düştü” ifadesiyle verebilen ruhunu aldırmış medyaya da sabaha kadar konuşabilmesi için güvenli bir yol gösteriyor elbette.
Yazının devamını okumak için tıklayın.